Çetin Ünsalan: Sorunu çıkaran bankalar mı?: 2022

Merhaba, 

Türkiye’de bankaların yıllar içinde nasıl global oyuncuların parçası haline dönüştüğünü herkes gördük. Bankacılık sistemi içinde hissedarlığa baktığında şu anda Türk bankalarından değil, Türkiye’deki bankalardan söz etmek daha doğru.

Özellikle parasal genişlemenin olduğu dönemde yaşanan bu dönüşüm, ihtisas bankaların da görevinden çıkıp, mevduat bankacılığına soyunmasıyla beraber tamamen reel sektörü dışlayan, tek reel sektör algısı da iktidarın baskısıyla inşaat olan bir hale büründü.

Yıllarca projelere, üreticiye finansman sağlamak yerine, buradaki sağlanan finansmanı tapuya bağladıklarını ve tercihlerini de tüketimden yöne yaptıklarını biliyoruz. Çünkü matematiksel olarak mantıklı olan buydu. Bir firmaya 10 ünite kredi verip büyük risk almak yerine, 10 kişiye 1 ünite kredi verip, hem daha fazlaca para kazandılar, aynı zamanda batık oranlarını düşürdüler.

Tüketim ekonomisi uygulanan Türkiye’de de bu vaziyet, bizzat ekonomi yönetimi tarafınca desteklendi; bu sebeple bir yandan tüketimden vergi toplanırken, öte yandan feyk bir rahatlık oya tahvil edildi. Yasalara rağmen dağıtılan kredi limitlerinden, geliri olmayan öğrenciye kredi kartı dağıtmaya kadar fazlaca yanlış işlere imza atıldı.

Yani özetle bankacılık sektörünün bu hasardaki görevi büyük fakat sorumlusu değil. Zira bu bizzat ekonomiyi yönetenlerin oluşturduğu ekosistemin bir parçası olarak hayatımıza girdi. Bugün geldiğimiz noktada ise iktidarı eleştiremeyenler, bankaları suçluyor ama aslolan senaryo yazarında hata bulunduğunu söylemiyorlar.

Mesela, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe son açıklamasında bankaların ihracatçıya kredi sorunu çıkarttığından yakındı. Haklı mı; haklı. Ama problemi çıkaran bankalar mı, yoksa iktisat yönetiminin geçersiz bir ürem uygulaması mı tartışılır.

Yurtdışından sendikasyon adı altında borç para bulan ve bunu kredi olarak dağıtılan bankaların, resmi enflasyon açıklamasının yüzde 80 olduğu bir ülkede, kur riskini de göze alıp yüzde 13 – 15 ile para dağıtmasını beklemek ne kadar gerçekçi?

Ayrıca kredi verecekleri muhataplarının döviz gelirlerinin, kısaca cirosunun yüzde 70’ini TL’ye çevirip kur riski aldığını, enflasyon muhasebesi yapılmadığı için bilançolarında fiktif kazançların gözüktüğünü, maliyetlerinin yüzde 65’ini yansıtamadığını, dünyada ve Türkiye’de iş kütlesinin düştüğünü, düşeceğini bile bile.

Sorunun varlığı, sebep olanın yanlış adreslendirilmesiyle kronik hale dönüşür. Dün bankalar uygulanan ekonomik modelin parçası olarak mühim yanlışlara imza attılar; fakat asla biri suç işlemedi. Zira ekonomiyi yönetenler üretim yerine tüketimi tercih etti.

Bugün de üretimin rahatlatılması ve yatırım yapılabilmesi için kredi vermeleri gerekiyor ama matematik ve uygulanan ekonomi politikası buna elvermiyor. O nedenle şikayeti bankalara değil, iktisat yönetimine yöneltin.

Tıpkı TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez’in dediği benzer biçimde: “Dünya enflasyon ile ekonomi bilimi çerçevesinde savaşım ederken, ülkemiz maalesef uyguladığı yöntemler ile ciddi olarak ayrışıyor. Karar vericilerin artık daha etken, akılcı, yaratıcı ve bilimsel politikalar üretmeleri kaçınılmaz görünüyor.”

Tıpkı TÜSİAD Başkanı Orhan Turan’ın dediği benzer biçimde: “Merkez Bankası faizi ile bütün faizler arasında rabıta kopmuş, sık değişen regülasyonun yarattığı belirsizlik içinde bugün bankalar kredi vermekte zorlanır hale gelmiştir. Sorunu; bir netice olan kredilerde değil, soruna sebep olan yüksek enflasyonda aramalıyız. Konu kredi, faiz yahut kur değil aslen tam da yüksek enflasyondur.”

Özetle topu taca atmayın. Lafı, muhatabına söyleyin.

 

cetinunsalan@yahoo.Com

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın