Çetin Ünsalan: Takipteyiz: 2022

Merhaba, 

TBMM’de Sansür Yasası olarak nitelendirilen düzen yasalaştı. Bundan sonraki süreçte gazeteciler dahil yanlış bilgi verenler ve bunu toplumsal medyada paylaşanlar hakkında hapis cezası dahil uygulanabilecek.

Meşhur 29. Madde olarak nitelendirilen bu düzenlemenin alt başlığı da doğal olarak tepkilere neden oldu. Çünkü ‘yanıltıcı malumat’ vurgusunda netlik yok. ‘Kime göre’ diye sorduğunuzda muhtemelen ‘bana nazaran’ alınacak bir yanıt daha çok tartışmalara niçin olacak benzer biçimde gözüküyor.

Aslında sorun kurallara bağlı ve objektif değerlere nazaran, eşit uygulanacaksa sıkıntı yok. Zira meseleyi tek taraflı tartışan bir yapı var ki bu bumerang etkisini kısa müddette düzenleyene getirir.

Uluslararası istatistik birimlerinin uyardığı TÜİK’i ne yapacağız? Gerçek olmayan ya da bigün başka, diğer gün başka konuşan Bakan’ları bu düzenlemenin neresine koyacağız? Yandaş gazetelerin rüzgara bakılırsa değişen tutumlarına, halkın gerçeğinden kopuk embedded gazeteciliğine de eşit bir şekilde uygulanacak mı?

Mesela bir Bakan çıkıp ‘mart şubattan, nisan marttan iyi olacak’ derse ve felaket bir tablo ortaya çıkarsa ne yapacağız? ‘Dolar yakında 2 TL eğer olmazsa, gelip yüzüme tükürün’ diyenleri iyi mi değerlendireceğiz. Yoksa matematik basit, aslına bakarsan bir gazeteci mesnetsiz yorum yapmaz. Yapanları ne yapacağız?

Bu haliyle ‘takipteyiz’ derken, aslolan bu sıcak gündemi bırakıp takipte olan asillere bakalım. Hayati ihtiyaçlarını karşılayamayan, açlık sınırının altında yaşayan insanların kredi ve kredi kartına sığınmasıyla yaşanmış olan dramın boyutu büyüyor.

Asıl onlar takipte… TBB verilerine bakılırsa yılın 8 ayında borcunu ödeyemediği için 1 milyon 91 bin kişi daha yasal takibe düştü. Bunlarla beraber vatandaşın bankalara borcu 1,3 trilyon TL’ye ulaştı. Aynı rakamın 2002 yılında 6,4 milyar TL olduğunu hatırlatmama sanırım gerek yok.

Bu patlama ekonominin ne halde bulunduğunu da anlatıyor. Sanayici deseniz finansmana ulaşamadığından yatırımları kesebileceğinden bahsediyor. Ama Merkez Bankası Başkanı çıkıp, piyasada kredi bulunduğunu, faizin de siyaset faizine yakın bulunduğunu söyleyebiliyor. Sahi bu son düzenlemede örneğin bu açıklamayı işin neresine koyacağız.

Bir de fiyatlar meselesi var. Şu an gerek kredi kartlarında, gerekse de maaşların arasında en büyük masraf kalemini besin oluşturuyor. Elbette sonbaharda buna bir de enerji eklenecek. Ama zaten siyaset faizi belirlerken bu ikisini ‘yok’ sayıyoruz değil mi? Peki bunu yok sayan yaklaşımı ne yapacağız?

Önce besin fiyatlarıyla alakalı fırsatçı aradılar; bulamadılar. Sonra dünyadaki fiyatlara sığındılar. Tüm dünyada arttığı benzer biçimde bizde de artıyor tezi ortaya çıktı. Peki FAO ile TÜİK arasındaki farkı ne yapacağız?

Son 6 aydır dünyada besin tutarları düşüyor; ama Türkiye’de önlenemez bir halde yükseliyor. Yeni ekonomik modele geçtiğimizden beri dünyada yüzde 4 artan gıda fiyatlarının, hesaplamalara bakılırsa ülkemizdeki artış oranı yüzde 92. Bunu ne yapacağız?

Sözün aslı: Yanıltıcı bilgi, işine gelmeyen bilgi değildir. Gerçeğe aykırı beyan ve uygulamadır. Herkese eşit uygulamaya var mısınız? O vakit takipte sıkıntı yok.

cetinunsalan@yahoo.Com

 

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın