Cüneyt Akman yazdı:   Manzarayi Umumiye yahut hay senin epistemolojini…: 2022

Merhaba, 

 

Karagöz- Hacivat diyaloglarını bilirsiniz.

 

Şimdilerde özgün metinlerini bulmak pek olası değil ya, aşağı yukarı şöyleydiler. Yarı okumuş yarı bilgisiz ama okumuş gözükmeyi pek sever bir tip olan Hacivat, Karagöz’e üstünlük taslamak amacıyla kulaktan dolma duyduğu bazı Osmanlıca tumturaklı kelimeler kullanır. Halk adamı Karagöz ise hem anlamadığı için aynı zamanda Hacivat’ın niyetini sezdiğinden kızıp kafiyeli ve öz Türkçe bir yanıt verir, çoğu zaman enseye sıkı bir şaplak eşliğinde: Hay senin kafanda paralansın! Al bakalım: Şaak!

 

Nedense Bakan Nebati’nin bolca epistemolojili, heterodokslu tutumsal sözlük paralamasını işitince aklıma ister istemez Hacivat’ın lügat paralamaları geldi. Ne var ki şimdilerde saçmalamalara kızıp, enseye tokatı patlatacak bir halk henüz ortada yok.

 

Türkiye’de ikinci derslik ekonomi meddahları icrayı zenaat eylerken gelin hepimiz dünyada ve Türkiye’de minik bir ufuk turu deneyelim.

 

Bakın geçen hafta neler oldu dünyada: İtalya’da Mussolini sever bir kadın muhacir karşıtı söylemler kararı seçimi kaptı. İşin vahimi Giorgia Meloni’nin birkaç sene ilkin küresel elitler, neoliberal politikalar, mali spekülatörler hakkındaki etmiş olduğu kimi sözlere bakıp bunu sola örnek olarak gösterecek kadar kafaların karıştığı bir ülke olduğumuzu sosyal medyadaki Meloni alkışlamalarına tanık olunca bir defa daha anladık.

 

Mesele tek taraflı da değil, bir öbek “solcu” da ancak İtalya’da değil tüm Avrupa’da neofaşist ya da otoriter popülizm dalgalarının yükselmesinde, solun tek meselesini azınlık kimliklerin “mikro” sorunlarına indirip, -o da kısmen- çevre problemi hariç hiçbir makro sorunla ilgilenmeyişinin suçu olmadığını ispatlamakla meşgul.

 

Öte yandan reel küresel elitler bile küreselleşmeden git gide soğuma emareleri gösteriyor ve piyasa yerine devletin daha çok devreye girmesini savunuyor. Yeni neofaşist duyarlılıklar işte birazcık da bu yeni yönelime hitap ediyor; tıpkı liberal politikaların artık elitlerin ihtiyacını karşılayamadığı 1920’lerdeki gibi…

 

Geçtiğimiz günlerde Birleşik Krallık’ın yeni başbakanı Liz Truss’un piyasadan vazgeçmeden giriştiği “light” popülizm manevrası poundun düşüşüyle gözlemlenen sıkı bir şamar yedi piyasadan. Ne de olsa İngiltere gelirlerinin çoğunu uluslararası finans piyasalarının en önemli merkezlerinden biri olmasına borçlu. O popülist hamleler en azından orada daha bir süre hoş karşılanmayacak.

 

Meloni’nin de birtakım devletçi hamlelerinin AB arasında sıkıntı yaratacağını tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Almanya hele de kendisi bir resesyona doğru giderken AB’nin Güney kanadının taleplerine 2012’den daha da tahammülsüz davranabilir.

 

Unutmadan Truss’un vergi indirimi eşliğinde devlet masraflarını da arttıran “mini bütçe” düzenlemelerinin yarattığı piyasa tepkisinin aslına bakarsak bir öncü zelzele olabileceğini vurgulayalım.

 

Benzer bir şey fazlaca basit Amerika hatta dünya genelinde yaşanabilir.

 

Truss’un tasarısı emeklilik fonlarının iflası ihtimalini doğurunca hükümet ve Bank of England derhal geri adım attı.

 

Sorun şu: Dünyada da benzer bir sıkıntı var.

 

2008’den beri senelerdir merkez bankaları krizi depresyona dönüşmeden bir ılımlı resesyon şeklinde kontrol altında tutma amacıyla deli benzer biçimde likidite yarattılar. Bu likidite, faizleri düşürerek uzun vadeli tahvilleri öylesine kârlı kıldı ki, özellikle emeklilik fonları gırtlaklarına kadar bunlarla dolu. Şimdi ise yükselen enflasyonla beraber uzun vadeli faizler artıyor ve kolay bir menkul kıymet matematiği gereğince, bundan en fazla uzun vadeli tahvil fiyatları negatif etkileniyor. Yani en küçük bir yanlış adımda Biden’ınki dâhil tüm iktidarları çöp sepetine sürükleyecek bir emeklilik fonları iflas ihtimali gündeme gelir.

 

Yarı okumuş İslamcı enteller, epistemolojiyi değil fakat yaradılış ve metafizikle ilişkilendirdiklerinden midir ne, ontoloji terimini pek sever, “ontolojik” sıfatını olur olmaz kullanmaktan kendilerini alamazlar.

 

İşte onlar için ontolojik bir mevzu: Kapitalizmin krizleri mali pansumanlarla niçin iyileştirilemiyor?

 

Tam burada durup, Nebati’nin şimdilerde eline verilen konuşma metinlerindeki pek sevilmiş olduğu bir diğer mevzu olan “heterodoks ekonomi politikaları” meselesine bir değinelim.

 

Kapitalizmi ikinci büyük savaş hemen sonra kurtaran Keynesçiliğin yeni versiyonları bir zamandır yeniden popüler kılındı ve bunların bazısı “heterodoks” kılığında podyumda. İşte bir tanesi şu bilinen Modern Para Teorisi. (MMT)

 

Baş savunucusu Stephanie Kelton, “Prezıdınt” Biden ile pek sıkı fıkı. Özetle devlet istediği kadar borçlansın, isterse para bassın “Nema Problema! Diyor.

 

İçindeki değişik da olsa kıyafet 1950’ler Keynesçiliğinin 2000’lere uyarlanmış yeni kıyafeti…

 

Yani kapitalizme iki adet devletçi pansumanın biri neofaşizm kılığında öteki sol kılığında geliyor.

 

Türkiye’deki yeni nesil birtakım “heterodoks” iktisatçılar da “anaakımcı”larla cihatlarında, teoride farklarını söyleseler de pratikte mevcut otoriter rejimin ekonomi politikalarına payanda olma tehlikesine dikkat etseler iyi olur. Baksanıza Nebati aguşunu açmış bekliyor.

 

İçeride iktidar tutumsal olarak akıldışı fakat seçim mantığı olarak belli bir akla hizmet eden düşük ürem politikasını sürdürüyor.

 

Kasten enflasyon yaratılıyor ve böylece bankaları ve zengin sınıfı besliyor; durağan gelirli halkı ise soyuyor. Güvendiği şey böylece karşılıksız “iç” kaynaklarla dopingli bir büyümeyi sürdürebilme ihtimali. Seçime kadar dev gibi boyutlu bir seçim ekonomisi popülizmi ile enflasyonun yarattığı oy erimesini minimumda tutmak.

 

En son dış tecim dengesi rakamlarının gösterdiği rekor açık (Ağustos 11,2 milyar dolar) iktidarın sözüm ona Yeni Ekonomi Modeli’nin sürdürülemez olduğunun en net işareti. Zaten bunu kendileri de biliyor. Tek dertleri iktisat gemisini yürüyor hatta büyüyor işaret etmek; hiç değilse seçime kadar…

 

Seçim sonrasındaki olası her durumda bu siyaset değişecek. Ama muhtemelen önce yeni bir büyük krize uğrayarak…

 

Ekonomide enflasyonun altında faizle kredi dağıtmak kredi talebini sonsuza vurduracağı için şimdilerde uygulanan ve “iş dünyasını” da kaygılandıran kredi yayınlaması ve selektif kredi uygulamaları bir mecburiyetti. Ancak genel bir planlamanın olmadığı bir ekonomide bunu ikide bir birbiriyle çelişen yarım yamalak hükümet müdahaleleri ile başarmaya çalışıyorlar. Olan yine küçük işletmelere oluyor. Krediye ya hükümetin kolladıkları ya da büyük işletmeler erişebiliyor.

 

İşler bu şekilde gidince hükümetin seçimde tek ümidi, getirdikleri sabotaj maksatlı seçim kanunu değişikliklerinin işlevini görüp “Altılı Masa”yı dağıtabilmesi.

 

Bir de PKK’nın tıpkı 2015’teki şeklinde iktidarın işine yarayacak terör eylemlerine birden bire başlaması… Her iki operasyon için çok da beklemek gerekmedi.

 

Tutacak mı; şüpheliyim.

 

Bütün bunlar olurken hemen kuzeyimizde cenk kronik bir hal aldı. Rusya acele bir zafer ümidini kesiyor. Ukrayna’nın da zafer kazanma imkânı en azından kısa sürede yok. Putin ilkin gaz kıtlığı tehdidini öne sürmüştü. Amaç Amerika ile AB’nin arasını açmaktı. Amerika anlaşılan eli gördü, potu daha da arttırdı. Ne tesadüf o sırada Kuzey akım borularında iki patlama oldu. Olağan şüpheli ortalık yerde duruyor.

 

Putin artık “taktik nükleer saldırı” tehdidini daha yüksek sesle dillendiriyor fakat bu tehdidin AB’yi Amerika’ya daha da yaklaştırması daha olası.

 

Biden şimdilik kendini huzurlu hissediyor; ne de olsa kendi yükselttiği uluslararası tansiyon yükselen ABD Doları ile yine kendisine yarıyor. Bu bu şekilde devam eder mi? İşte ondan daha da şüpheliyim.

 

Öyle yada böyle eski “Ucuz Çin”in artık devrede olamayacağı bir dünyada işler ne ekonomik ne siyasi açıdan en azından gelişmiş ülkeler için 1990’ların “Büyük Ilımlı Dönem”i şeklinde olmayacağı aşikâr. Herkes Gelişen ekonomilerden kur krizi beklerken ilk ciddi kötü işaretin “gelişmiş” İngiltere’den gelmesi rastlantı değil.

 

AKP iktidarının temeli olan ve 2000’li yılların ilk yarısında, sonrasında da 2010-2017 içinde, gelişen ülkelere yağan dolar yağmurunun artık bu defa bir kuraklık dönemiyle son bulduğu da aleni.

 

Manzarayi Umumiye böyle sevgili okurlar.

 

Bu karışıklıkta sadece şey belli: Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve oldukça fazla şey değişecek!

 

Cüneyt Akman – FÖŞ:  Dünya siyasetinde yaşananlar finansal piyasaları iyi mi etkiler?

 

TÜRKİYE TARİHİNİN EN BÜYÜK MANİPÜLASYONUNUN KISA HİKAYESİ

 

FÖŞ yazdı: Tahvil pazarındaki depremin acı neticeleri

 

 

 

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

İçeriğimize oy verin

Yorum yapın