Doç.Dr. Evren Bolgün: Tasarruflarımızda Risk-Getiri Dengesini Sağlam Oluşturmak Gerekiyor: 2022

Merhaba, 

TCMB’nin dün gösterge niteliğini uzun zaman öncesinde yitirmiş olan göstergesiz politika faizini %12’den %10.5’a düşürmesi ile birlikte ancak düz TL eşeysel mevduat yapmakta olan yatırımcıların senelik brüt faiz getirileri de %13.5 seviyesine kadar gerilemiş oldu! Zaman zaman kısa vadelerde TL ihtiyacı olan hususi bankaların bu ürem seviyesinin bir miktar üzerine çıkabileceklerini göz önüne almamıza karşın halihazırda %83.5 seviyesinde bulunan TÜFE karşısında TCMB’nin belirlemiş olduğu reel ürem eksi %39.76 seviyesine kadar gerilemiş durumdadır. Sevgili Prof.Dr.Hakan Kara hocamın toplumsal medya hesabından TCMB’nın PPK kararı ardından yapmış olduğu çok güzel bir görsel paylaşımda ifade ettiği halde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tüm Dünya’ya “Sürreal Faiz” temalı müthiş çarpıcı bir estelasyon sergiliyor.

Bu haftaki yazı konumu mevcut sürreal iktisat politikası kısıtı altında yatırımcıların yapmış oldukları tasarruf tercihlerinde portföylerindeki risk-getiri dengesini oluşturmak noktasında ihtiyaç duyulan hassasiyetlere ilişik bir makale dizisine başlayarak dikkat çekmek istiyorum. Malum akademisyenlik öncesinde son olarak ustalaşmış iş hayatında yaptığım görev “Portföy Yönetimi Şirketinde Yönetici Ortaklığı” şeklindeydi. Özel bankalarda, aracı kurumlarda, portföy yönetimi şirketinde geçirdiğim 30 yıla yakın vakit zarfında tecrübe ettiğim tek bir reel vardır. Yatırımcıların çoğunluğu portföylerinde devamlı olarak ancak getiriye odaklanarak yaşamaktadır. Finansal piyasalarda işlemlere başlamadan ilkin SPK tarafınca yatırımcının risk iştahını ve risk profilini algılamak üzere “Uygunluk ve Yerindelik Testlerihttps://spk.Gov.Tr/kurumlar/yatirim-kuruluslari/araci-kurumlar/uygunluk-ve-yerindelik-testleri ile aracı kuruluşlar müşterilerinin risk düzeylerini ölçmeye iş koşturmacasındadır. Finans ve Ekonomi biliminin sosyal bir bilim olması sebebi ile kantitatif ölçme ve değerlendirme sistemlerinin reel hayattta her vakit beklenen sonuçları da üretmediğini öncelikle söylemem gerekiyor. Bu sebeple yatırımcıların piyasalarda işlemlere başlamadan ilkin ve ilgili kurumlara uğramadan ilkin linkini verdiğim bu test çalışmalarını şeffaf ve dürüst bir halde kendi başlarına cevaplayarak risk profillerini net bir biçimde görmelerinde yarar bulunmaktadır. Daha sonrasında bilhassa 2002 yılında psikolog Daniel Kahneman’ın Nobel iktisat ödülünü alması ile meşhur olan “Davranışsal Finans” alanında yatırımcıların kendilerini oldukça iyi tanımalarında büyük yarar bulunmaktadır.

https://www.Apa.Org/monitor/dec02/nobel.Html#:~:text=Comment%3A,and%20decision%2Dmaking%20under%20uncertainty.

Kısaca sizlere bu haftaki makale konusunu destekleyen yardımcı kaynakları da aktardıktan sonra başlığımız çerçevesinde ilerleyelim. Yatırım portföylerimizde sağlam bir şekilde “Risk & Getiri” dengesini oluşturmak. Tanımı itibarıyla “Portföy Yönetimi”, finansal varlıklardan açılan portföylerin yatırımcılar adına, yatırımcıların belirlediği risk seviyesi ve zaman çerçevesinde en çok verimi sağlayacak şekilde bir vekil sıfatı ile yönetilmesidir. Bu aşamada maksimum verimi sağlayacak halde yönetilen portföylerin oluşturulmasında ve yönetilmesinde en mühim amaç, riski düşürmektir. Portföy teorisinde bizler buna “çeşitlendirme etkisi” demekteyiz.

Ancak yatırımcıların risk karşısındaki tutumları ise, birbirinden oldukca farklılıklar göstermektedir. Bu farklılığa nazaran kimi yatırımcılar aşırı risk alırken, kimileri riskten kaçınmakta veya risk karşısında kayıtsız kalmaktadır. Yatırımcıların riske karşı tutumları ise, portföy tercihlerini etkilemektedir. Risk almak isteyen yatırımcılar, pay senedi ve türev mamüller şeklinde riskli varlıkları tercih ederken, riskten kaçınan yatırımcılar daha çok tahvil şeklinde riski düşük olan yatırım araçlarını tercih etmektedirler.

Yatırımcıların bu amaçlarını gerçekleştirebilmesi için, portföye dâhil edecekleri menkul kıymetlerin seçimi ve yatırım tutarlarının belirlenmesi mühim bir unsuru oluşturmaktadır. Ayrıca, portföylerin getirileri ile riskleri ölçülerek portföye ilişik beklentilerin karşılanıp karşılanmadığı tespit edilmelidir. Portföy yönetimi, yatırımcının amacını gerçekleştirmek için yaptığı girişimlerin tümünü içermektedir. Başka bir deyişle, portföy yönetimi, yatırımcının haiz olduğu toplam menkul kıymetlerin tarzı ve her birinden ne oranda portföye dahil edileceği mevzusundaki belli metot ve teknikleri kapsamaktadır.

Yatırımcıların gereksinimleri portföy riski olarak anlatım edilmektedir. Portföy yöneticisi, alınan riske müsait olarak yatırımcının kârlılığını maksimum meydana getirmeye iş yapmaktadır. Bu sebeple portföy yönetiminde en temel amaç, yüklenilen riskin çeşitlendirme kanalıyla düşürülmesidir. Bu konum «yumurtaların hepsini aynı sepete koymamak» benzer biçimde özetlenebilir. Başarılı bir portföy yönetimi emek vermesi ile özellikle küçük tutum sahiplerinin zarara uğramaları önlenebilir, tasarrufların kapital piyasalarında değerlendirilmesi teşvik edilebilir.

Buna gore portföy idare süreci birbirini takip eden 5 aşamadan oluşmaktadır:

  1. Portföy Planlaması,
  2. Yatırım Analizi,
  3. Portföy Seçimi,
  4. Portföy Değerlemesi,
  5. Portföy Revizyonu

 

Portföy Yönetim Süreci

 

Bu süreçteki başlangıç noktası, muhtelif yatırım olanaklarının özelliklerinin belirlenmesi ve yatırımcıların gereksinim ve tercihleri doğrultusunda eşleştirilmesidir. Portföy planlaması aşamasında yatırımcının risk, getiri ve vade beklentileri doğrultusunda yatırım ölçütleri belirlenir. Ayrıca, mevcut finansal durum ve finansal piyasalardaki koşullar dikkatli bir halde gözden geçirilir.

Gerekli hallerde portföy planlaması yeniden yapılarak, portföyün içeriği tamamen değiştirilerek yeni bir portföy oluşturulur. Portföy planlaması aşaması aşağıdaki mevzuları kapsamaktadır.

  1. Yatırımcının durumunun incelenmesi,
  2. Yatırım uzmanının veya portföy yöneticisinin durumunun saptanması,
  3. Yatırımcı adına faaliyette bulunan portföy yöneticisine yol gösterecek yatırım ölçütlerinin saptanmasıdır.

Yatırımcının durumu incelenirken; yatırım süresinin açıklanması, yatırımcının isteklerinin ve amaçlarının belirtilmesi, yatırım boyunca meydana gelecek fon hareketlerinin tahmini gerekmektedir. Yatırımcının finansal amaçları; güvenlik, karlılık ve likidite olarak sayılabilir. Ayrıca yatırımcı ne kadarlık bir riski kabul edebileceği ve yatırımın vadesini de bu aşamada planlamış olmalıdır. Yatırımcıyla ilgili tüm bu bilgiler, sağlıklı bir portföy oluşturulmasına destek olacaktır.

Portföy yöneticisinin durumu değerlendirilirken; yatırımcının kendisinin oluşturduğu portföyden sağlayabileceği sonuçlardan daha iyi sonuçlar alması yada geçerliliği kanıtlanmış tesadüfî yatırım yöntemleri ile sağlanabilecek sonuçlardan daha iyi sonuçlar alması gibi faktörlerin incelenmesi gerekmektedir. Buna nazaran portföy yöneticisinin temel hedefi, yönetimi altındaki portföylerin ya da yatırım fonlarının getirilerinin maksimize edilmesi olarak anlatım edilebilir.

Yatırım analizi, portföye alınacak menkul kıymetlerin niteliklerinin incelenmesi, ölçülmesi, belirli bir süre arasında farklı menkul kıymetlerin performanslarının ne olabileceğinin nicel olarak tahmin edilmesidir. Bu analizde, mühim olan, ancak yatırım yapılabilecek finansal varlıkların geçmiş performanslarının incelenmesi ve değerlendirilmesi değildir. Buna ilave olarak, çeşitli bilgilerden yararlanılarak, ileriye dönük matematiksel tahminlerin yapılması da gerekir.

Bu tür hesaplamalarla, yatırım için internasyonal veya milli ekonomik, toplumsal ve politik şartların uygun olup olmadığı ortaya konulabilir. Ekonomik durum olarak, hükümetin para ve mali politikaları, enflasyon, ürem oranları, iktisat ve sektörel gelişme oranları, gayri safi milli hâsıla, ödemeler dengesi ve uluslararası gelişmeler dikkate alınmalıdır. Ekonomik, toplumsal ve politik vaziyet, yatırım için elverişli ise, ondan sonra, hangi endüstrilerin geleceğinin daha iyi olacağına yönelik analizler yapılmalıdır. Burada hangi endüstrilerin gelecekte daha iyi getiri fırsatı yaratabileceğini analiz edebilmek için sektörün karlılık durumu, gelişme oranı, pazar büyüklüğü, rekabet koşulları ve yasal uygulamalarına bakmak gerekecektir.

Portföy tarzı sürecinde, ilk iki aşamada yapılan analizler sonucunda portföye dâhil edilecek finansal araçların seçimi yapılır. Portföy yönetimindeki en önemli karar mevcudiyet dağılımının seçimidir. Varlık dağılımının tarzı, portföy yatırımını pay senedi, tahvil, varant, gömü bonosu, finansman bonosu, varlığa dayalı menkul kıymet, repo, altın, döviz,..Vs. Benzer biçimde farklı finansal varlık sınıflarına dağıtmayı ifade etmektedir. Daha sonrasında, hangi menkul kıymete ne kadar yatırım yapılacağı saptanır. Tüm bu emekler, portföy yöneticisinin yatırım kararlarına netlik getirebilmekte ve karşılaşılması olası riskleri düşürebilmektedir.

 

Neden Çeşitlendirme?

 

2004-2013 yılları arasında bir önceki senenin en yüksek getiri sağlayan finansal mevcudiyet sınıfına yatırım yapmakta olan “Kazananlara Yatırım” stratejisi ile ancak “%100 Türkiye Hisse Senedi Piyasasında/BİST” üstünden ilerleyen bir yatırım stratesi ve son olarak da her yıl tüm mevcudiyet sınıflarına “Eşit Miktarda” finansal varlık dağılımı yapmakta olan yatırım stratejilerinin toplamda 100.000’er TL ile 2004 yılında başladıkları yatırım serüveninin sonuçları gösterilmiştir. 2013 yılı sonunda kazananlara yatırım meydana getiren strateji yatırım portföy miktarını 152.000 TL’ye yükseltirken, sadece BİST piyasasında hisse senetlerine yatırım meydana getiren strateji portföyünü 446.000 TL’ye çıkartırken, eşit oranda finansal varlık içinde eşit bir dağılım yaparak seneler süresince ilerleyen 3.Stratejinin portföy toplam değerini 411.000 TL’ye yükseltmiş olduğu gözükmektedir. Sadece pay senedi üzerinden yatırım yapan portföy yönetimi stratejisi 10 senenin sonunda birinci olarak gözükürken aldığı portföy riskli içlerinde en yüksek vaziyettedir. Eşit varlık dağılımı yapan portföy 10 yıl içerisinde maksimum eksi %20 düzeyinde bir portföy kaybına maruz kalırken, ancak BİST üzerinden hisse senedi yatırım yapmakta olan portföyün maksimum kayıp miktarı eksi %50 seviyesindedir. Dolayısıyla portföylerimizdeki yatırım anlayışımız her zaman bu görselde oldukça net bir şekilde anlatıldığı gibi olmalıdır. Yatırım portföyümde senelik beklenen getiri düzeyim ve senelik katlanabileceğim risk miktarım nelerdir? Bu soruların sayısal sonuçlarını bilmeden piyasalarda muamele oluşturmaya başlamak paçaları sıvayarak üzerimizdeki günlük giysilerle derinliğini tam olarak bilmediğimiz bir suya yüzme bilmeden atlamak ile benzer bir riski almak olacaktır.

Varlık dağılımlarının yıllık performanslarının incelendiği daha yakın bir periyodu içeren 2005-2020 yılları arasına baktığımızda ise, resim şu şekilde gerçekleşmiştir.

 

Finansal Varlık Sınıfı Performansları (2005-2020)

Kaynak: Attila Köksal, Geleceğe Yatırım

 

Tablonun en yukarısında o yıl arasında en yüksek ve en altta da en düşük getiriyi elde eden yatırım araçları vardır. Yıllar içerisinde dolar ve borsa arasındaki negatif korelasyon fazlaca bariz durumdadır. Genelde doların yüksek getiri sağladığı yıllarda borsa düşüyor, tersi olunca ise çıkıyor. 2021 yılında devreye aldığımız “Heterodoks, Neo Klasik, Davranışsal Finans” modeline geçtiğimiz için korelasyonlarda büyük kopmaların olmasını düzgüsel karşılamak gerekiyor! Malum son yıllarda piyasalardaki irrasyonellikleri rasyonelleştirmeye emek harcayarak değerli vakitlerimizi harcamaktayız. Tablo’dan çıkarmamız gereken bir diğer mühim netice ise, yatırım dünyasında geçmiş yıllardaki getirilerin önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek olan getirilerin herhangi bir garantisini vermediği gerçeğidir. O sebeple bir önceki seneye bakarak en yüksek getiri elde etmiş olan finansal enstrümana gözü kapalı bir halde %100 yatırım yapmakta olan yatırımcıların bu tabloya 2 kez daha bakmalarını öneririm.

Son 1 senelik dönemde finansal piyasalarda çeşitli varlık sınıflarında gerçekleşen getiri düzeylerini içeren görselleri de sizlerle paylaşıyorum. Önümüzdeki döneme yönelik ancak beklenen getirilerin ölçülü halde tesbit edilmesinde bir referans niteliği taşıması icap ettiğini tekrar hatırlatmak isterim.

 

Türkiye Piyasası Finansal Varlık Getiri Değişimleri (son 1 yıl,%)

 

Son 1 yıllık nominal getiri değişimlerinde BİST.30 %177, BİST.100 %173, A Tipi Fonlar %147, Dolar %101, Altın Gram %83, Euro %69, Tahvil/Bono %44, B Tipi Fonlar %36 ve son olarak da Repo %15 düzeyinde getiri sağlamıştır.

 

Dünya Borsaları Getiri Değişimleri (son 1 sene,%)

 

Son 1 senelik nominal getiri değişimlerinde BİST.100 %173 düzeyinde bir artış kaydederken, Dünya’daki hiç bir pay senetleri borsası son 1 yıl sonucunda pozitif yönde bir getiriye ulaşamamıştır. Ülkemizde oldukça yüksek enflasyon düzeyine sahip olmamızın bir sonucu olarak nominal bazda aşırı getiri değişiklikleri ile karşılaşmak oldukca naturel bir sonuç olarak görülebilir. Dolar/TL kurundaki son 1 senelik getiri değişiminin de %100 seviyesini aşması ve borsadaki yabancı yatırımcı seviyesinin de tarihin en düşüş düzeylerinde olmasını bu resimlere bakarak yorumlamınızı rica ederim.

Portföy yönetimi dönemi içinde son iki aşamayı da sizlerle paylaştıktan sonra konuyu kaldığım yerden haftaya devam etmek üzere tamamlayacağım.

Profesyonel portföy yönetimi işlemlerinde sistemin dinamik özelliğinden dolayı, açılan portföyün muayyen vakit aralıklarıyla başarısının ölçülmesi icap eder. Başlangıçta belirlenen hedeflere ulaşılıp, ulaşılmadığı, portföy muhteviyatında bir değişiklik yapma gereği olup, olmadığı bu noktada değerlendirilir. Portföy değerlendirmesi iki aşamada uygulanabilir. Bu aşamalar, performans ölçütlerinin hesaplanması ve performans karşılaştırmalarının yapılmasıdır.

Performansın ölçülmesi, bir bir varlıkların performanslarının ölçülmesi düzeyinde olacağı şeklinde, portföyün bir bütün olarak yarattığı sonuçların değerlendirilmesi şeklinde de olabilir. Her iki halde de portföy yöneticisinin yapacağı, muayyen bir müddet içinde varlıkların getirilerinde ve değerinde olan değişikliklerin hesaplanmasıdır. Bu hesaplamalar cevabında, portföyün mevcut verimi, büyümesi ve riski ile ilgili veriler elde edilen olur.

Portföyün performansının ölçülmesi yatırım faaliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Yatırımcıları etkilemek ve müşteri olarak devamlılıklarını sağlamak fon veya portföy yöneticisinin performansına bağlıdır.  Performans ölçümü, portföylerin belli bir dönemdeki performansını başka bir dönem ile ilişkilendirerek veya aynı kuşakta farklı portföylerin performansı ile karşılaştırılmak sureti ile gerçekleştirilmektedir. Karşılaştırma aşamasında, portföy yöneticisinin hesaplarında ve karar verme kararlarında ne denli başarı göstermiş olduğu araştırılır.

Karşılaştırma, alternatif portföylerle yapılabileceği şeklinde, bazı standartlara göre de yapılabilir. Herhangi bir portföyün performans karşılaştırması yapılırken iki açıdan değerlendirme yapmak gerekmektedir. Ilk olarak kaç tanesinin piyasaya nazaran üstün performans sergilediği tespit edilmelidir. İkinci olarak ise, portföylerin birbirleri karşısında gösterdiği performans değerleri dikkate alınmalı, başka bir ifadeyle portföyler arası liste yapılmalıdır.

Portföy revizyonuna portföyün gözden geçirilmesi de denilmektedir. Portföyün gözden geçirilmesi veya revizyonu, yatırım amaçlarının, portföyün performans hedefinin, elde edilmiş reel sonuçların ve analizlerin dikkatli bir şekilde incelenmesini içerir.

Portföy revizyonu, portföy yönetiminin dinamik bir süreç olmasını sağlayan bir aşamadır. Çünkü portföyün performansı ölçüldükten sonra portföy kompozisyonunun değiştirilmesine karar verildiyse, bu aşamada ilgili değişimler yapılmaktadır. Portföy revizyonunun amacı, belirli bir risk seviyesinde portföyün getirisini maksimize etmektir.

Portföy revizyonu aşaması sürekli çözümleme gerektiren bir işlem olduğu için, ekonomik, sektörel ve menkul kıymet bazındaki analizlerin devamlı olarak yapılması gerekmektedir. Portföyü gözden geçirme dönemlerinin sıklığı, portföyün büyüklüğü, içerisindeki varlık sayısı ve yatırım araçlarının türlerine nazaran emekler Beykoz Üniversitesi Öğretim Üyesi

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın