Dr Cüneyt Akman yazdı:  Kılıçdaroğlu niçin haklı?: 2022

Merhaba, 

Dün bir sosyal medya kullanıcısı bana şu şekilde bir tvit atmış: “Bide ekonomist olacaksınız bize tenzilat değil rahatlık lazım”

Konu şu tvitimle ilgili:

 

Benzer tepkilerin daha nazik üsluba haiz olanların bazıları da iktisatçılardan geldi.

Belki beni yeterince takip etmemiş olan bir bölümü bunu Kılıçdaroğlu’na koşulsuz bir destek veya bir cins “yağcılık” olarak görmüş olabilir ama sanırım asıl mesele bu tür bir “desteği” iktisatçılığa, bilim insanlığına yakıştıramamış olmaları…

Halbuki ben bilhassa dar ve orta gelir gruplarının tüketim sepetlerine yönelik ağır endirekt vergileri eskiden beri hem medyada hem sosyal medyada onlarca defa eleştirdim; bu kitleye yönelik vergilerin indirilmesini savundum.

Evvelden beri otomobiller üstündeki ağır vergileri de şiddetle eleştirdim. Toplu nakliyat ile mütevazı bir otomobil sahipliğini; demiryolu ile karayolunu birbirine alternatif gibi koymanın yanlışlığını ise makale konusu yapalı en az bir 20 sene oluyor.

Yani beni takip edenler bu fikirlerimi daha önce de eleştirebilirlerdi. Hiç rastlamadım.

Bu “sen ne tarz iktisatçısın?” benzeri tepkiler ilk defa başıma gelmiyor. Daha yeni bu sitede yazdığım “asgari ücret yazısı sebebiyle üstelik bir bölümü da sol/ sosyal demokrat eğilimli iktisatçılardan tenkit aldım.

(O yazıyı okumak için Bkz: https://tele1.Com.Tr/asgari-ucret-enflasyon-yaratir-safsatasi-652530/ )

Bu tür halk yararına tezleri olan yazılara acaba niçin bu kadar çabuk tepki alıyoruz?

Bunun birkaç sebebi var. Kanımca en önemlisi ekonomi eğitiminde daha birinci sınıftan itibaren verilen “endoktrinizasyon.”

İktisat derslerini ilk kere vermeğe başladığımda ayrım ettiğim bir husus şuydu: En anlamlı sorular iktisada giriş dersi öğrencilerinden geliyordu. Üçüncü, dördüncü sınıflarda, sunulan kuramsal önkabulleri sorgulayan, itiraz içeriği taşıyan sorular artık nerede ise yok denecek kadar azalıyordu.

Bir defa “formatlandığınızda” iktisatta malumat seviyenizin, akademide rütbenizin artması bu kusurunuzu azaltmıyor hâttâ kötüleştiriyordu.

“HEPSİ HALKA KARŞIDIR!”

Cem Karaca’nın oldukça köktencilik bir şarkısı vardı: Hepsi Halka Karşıdır! Veya asıl ismiyle “Durduramayacaklar Halkın Coşkun Akan Selini”

Müziği pek güzel, sözleri de çarpıcıdır; bir kuplesini verelim şurada:

“Gardiyanları ve yargıçları ve savcıları
Hepsi halka karşıdır
Kanunları, yönetmelikleri, tüm kararları
Hepsi halka karşıdır
**
Dergileri, gazeteleri, tüm yayınları
Hepsi halka karşıdır
Bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
Bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini”

1970’lerde bu şarkı popüler olduğunda bazıları haklı olarak itiraz etmişti: Yargıçların da, savcıların da, polislerin de, basının da halkın yanında olanları var. En azında o sıralar bu birçokları için doğruydu da…

Fakat ya iktisatçılar?

Elbette iktisatçılarda da halktan yana tasarruf alanlar vardı hâlâ da var. Fakat kabul edelim mesleğimizdeki, özellikle akademide çalışanlar içinde, bütün yukardaki mesleklere taş çıkaracak derecede “halk karşıtı” düşünceler zihinlerde egemenliğini sürdürüyor.

Ne zaman halktan yana bir öneri gelse iktisatçıların mühim bir kesiminin tepkisi cepte hazır:

Bu öneriniz enflasyonu azdırır; sonuçta halka faydadan fazlaca zarar verir!”

“Bu önlem işsizliğe sebep olur. İşsiz kalmanız sanki daha mı iyi?”

“Bu iddianız ‘ilmi’ değil!” (Niye değil, bir türlü izah edilmez: İktisatçıların Büyük Sırrı)

“Bu teklifiniz popülizmdir!” (Popülizm”i kasıtlı olarak yanlış tanımlamak…)

DOĞUŞTAN GELEN HASTALIK

Bu iktisadın (economics) biraz doğuştan gelen bir hastalığı sanki…

İktisat daha baştan kendisini “kötümser” (dismal) ve “ahlakdışı” (amoral veya immoral) ilan etmiş bir “bilim.”

(İktisadın “immoral” olduğu ve bunun da iyi bulunduğunu savunan bir İngilizce yazı ve kitap için Bkz. https://www.Econlib.Org/library/Columns/y2020/McCulloughimmoral.Html )

Sorunun bir bölümü “pozitif bilim” kavramından ve iktisadın “pozitif yönde” ve normatif” diye suni olarak ikiye ayrılmasından geliyor. İktisadın veya diğer sosyal bilimlerin zorla fizik, kimya gibi bilimlerin kılığına sokulmaya çalışılmasından kaynaklı…

Siz asla, protonlara karşı elektronların tarafını tutan bir fizikçiye rastladınız mı?

Ama toplumsal bilimlerde elinize aldığınız her konu; analizinizin neticeleri ve önerdiğiniz her çözüm talep eder istemez bazı sosyal sınıflar, kimlik grupları ve kişilerin camia içerisindeki maddi ve manevi konumlanışını değiştirir.

O nedenle, ideoloji, taraf tutma toplumsal bilimlerde daha incelemenin konusunu seçerken dahi kendisini gösterir.

İktisadın daha doğuşunda mevcuttur bu durum. Ricardo’nun “rant” incelemesini o devre İngiltere’sindeki buğday tutarları sanayici/tüccar ile toprak sahibi aristokrasi arasındaki ekonomik, politik mücadeleden ayrı düşünmek mümkün müdür?

İktisadın kendisini “kötümser” ve “ahlakdışı”, şu demek oluyor ki sosyal çıkarlar ve adalet duygusu, toplumsal normlar, gelişme ve adil dağıtım şeklinde ahlakla alakalı konulardan bağımsız, fizik bilimi gibi bir pozitif bilim olarak konumlandırması daha baştan imkansızı denemekti. Daha doğuşta adı “siyasal ekonomi” (political economy) olan bilimi güya bilimselleştirme adına
siyasetten soyutlayarak “mütevazı” ekonomi (economics) haline getirmeye çalışmak, insanı Dr. Jekyll Mr Hyde benzer biçimde ikiye ayırmaya benziyordu ve bu ancak romanlarda olurdu.

İKTİSAT VAR İKTİSAT VAR / İKTİSATÇI VAR İKTİSATÇI VAR

Eğer ekonomi veya son model “mütevazi suya iktisat” içinde kalırsanız, meseleye “olumlu ekonomi” penceresinden bakarsanız halka karşı ne kadar iyicil ve samimi hislerle dolu olursanız olun bilincinde olmadan o iktisadın özenle hazırlanmış paradigmasına hapsolursunuz. İktisatçıların bir kısmı varlıklı sınıflara hizmetten mutludur. O vakit akademik kadrolar size daha basit açılır; daha kolay fon alırsınız “hususi sektör” destekli “sivil camia kuruluşları”ndan… Her darbe sonrası girişilen akademisyen kıyımından daha basit paçayı sıyırırsınız.

Fakat böyle olmayan iktisatçılar da vardır. Halkın daha iyi durumda olmasını samimiyetle isterler. Bazıları üstelik “ana akım” denilen hakim “economics” paradigmasına mesafelidir de…

Ne var ki yine de bir ihtimal de o paradigmanın çekim alanından kurtulamadıklarından ilk refleksleri nedense yukarıda söylediğim “Ama bu söylediğiniz…” tepkilerine yakın şeyler olur.

Biraz ilkin paylaştığım linkte yazdığım asgari ücret yazısındaki tezlere ne ampirik ne de teorik olarak anlamlı bir yanıt gelmedi. “Asgari ücret artarsa enflasyon olur, bu da işçileri daha kötü hale sokar”mış! Hadi canım! Bunun bilimsellikle zerre miskal alakası olmadığını en azından bir kısmı içten içe biliyor zaten…

Benzer tepkileri öğrencilerin KYK borçlarına uygulanan aşırı yüksek faizin (ona enflasyon farkı deyince konum değişmiyor Sayın Cumhurbaşkanı) silinmesi laf konusu oluğunda da yaşadık örneğin…

Ya da şu son sorun: Dar/orta gelirlilerin satın alacakları arabalardaki fahiş vergi inerse cari aleni sanki bozuk yoldaki otomobil lastiği gibi “patlar”mış!

Rahmetli İsmet Paşa benzer biçimde “Hadi canım sen de!” demek geliyor içimden.

 

 

Yazarın izniyle  Tele1’den yine yayınlandı. Makalenin ikinci bölümünü okumak için tıklayın

 

 

Çetin Ünsalan: Talimatla mı arttı?

 

FÖŞ  yazdı:  Dünyada mesken krizi, Türkiye’de konut balonu

 

Veysi Dündar: DİN EKONOMİSTLERİ

 

 

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın