Dr Zeynep Stefan: Sigortacılıktaki ‘Dodo Kuşu’ İlkesi: 2022

Merhaba, 

‘Dodo Kuşu İlkesi’ ‘Alice Harikalar Diyarında’ isminde kitapta geçen ‘herkes galip ve herkes ödül almalı’ ilkesini tanımlayan bir kavram. Karışık bir ekonomi kitabı okurken karşılaştığım bu tarif, birçok yeni kavramda olduğu benzer biçimde bana sigortacılığı hatırlattı, özellikle zorunlu sigortalardaki penetrasyon oranımızı. 17 Ağustos’ta, 1999 yılında Türkiye’de önemli bir iz bırakan Marmara Depremi’nin 23. Yılını andık. Bu trajedi gerçekleştiğinde, Marmara Bölgesi’nden binlerce kilometrelerce uzakta, Erzurum’daydım. O gece ne tesadüf ki annem ve ben uyuyamamıştık ve gece 3 civarında pencereden bakıyorduk. Yıldızlar ne kadar parlak, gece ne kadar i·lginç gelmişti ikimize de. Televizyonu açmadık ve bir saat kadar sonra yine uyuduk. Felaketten ise sadece sabah haberimiz oldu. Hiçbir halde fiziki yada psikolojik olarak etkilenmesem de her yıl DASK poliçemi yenilerken o an aklıma gelir ve ürperirim. Depremi yaşayanların hislerini düşünemiyorum bile. Bütün bu yıkıcılığına ve bizlere hem acı hem de öğretici bir ders olmasına rağmen mecbur zelzele sigortasındaki %53’lük penetrasyonun bir iktisatçı ve risk yöneticisi olarak; yoğun bir fay hattı bölgesinde yaşayıp poliçe yaptırmamak benzer biçimde inanılmaz irrasyonel bu davranış biçiminin farklı motivasyonlar ile, örneğin tevekkül veya kadere inanç gibi İslami motivasyonlar ile; açıklanamayacağını düşünüyorum.

Gerçekleştirdikleri araştırmalar ile 2002 yılında, kendisi psikolog olmasına karşın iktisat alanında Nobel’i bağrına basan Daniel Kahneman’ın da tespit ettiği şeklinde bizler insanoğlu hiç de rasyonel varlıklar değiliz. Öncelikle riski hafife alma ve getiri beklentilerimizi kabartma özelliğimiz var. Uzun vadeli potansiyelimizi göz ardı ederken kısa vadeli potansiyelimizi de genellikle abartıyoruz. Bu perspektifi aklımda tutarken penetrasyonun düşüklüğünden yakınırken en basit ‘penetre’ edebileceğimiz tarafın kendimiz, doğrusu bizler sigortacılar bulunduğunu da düşünüyorum. Bu ülkede yetişmiş ve 10 yıla yakın Avrupa’da yaşamış ve çalışmış biri olarak düzenleyici kurumumuzun proaktif ve oldukça yerinde yaklaşımımın özellikle zelzele benzer biçimde doğal afetler hemen sonra yönetim erkleri tarafınca işlevsiz hale getirildiğini söyleyebilirim. Bu insani ancak sigorta sektörü açısından penetrasyon düşmanı olan yaklaşım hem doğal afetlere karşı bireysel önlem almayı (güçlendirilmiş binalarda oturmak, yapı denetimini desteklemek vb.) engellemekte ve herhangi bir güvence şemsiyesi altına girilmesini önemsizleştirmekte. Her zelzele veya sel daha sonra bölgede yeni konutlar yapılması ve evlerini kaybeden kişilerin zararlarının tazmin edilmesi ancak devlet eliyle yapılmaya çalışılırsa 1999 yılından beri geçen bunca senede sigortacılar olarak hiç yol alamamışız anlama gelir. Özellikle naturel afetlerden sonrasında tazmin benzer biçimde mühim bir faaliyetin ancak idare erkine bırakılması hem etkinliği baltalayacak aynı zamanda birçok suiistimal vari yaklaşımın ortaya çıkmasına yol açacaktır. Tıpkı madenlerimizde yaşadığımız trajedilerde olduğu gibi kontrol sorumluluğunun tazmin yükümlülüğü ile birleştirilmesi ve düzenleyici kurumun aktif gözlemciliği ile (trafik sigortalarında meydana gelen faal test mekanizması gibi) hem yapı kalitemizi arttırabilir hem sigorta penetrasyon oranımızı OECD ülkeleri seviyesine çıkartabilir, hem de finansal derinleşme yolunda önemli kazanımlar elde edebiliriz. Tam da hepimiz sigortacılara yakışacak bir biçimde bir dönüşümün de mimarı olarak.

#ZeynepTuran, #AIZA, #PenetrationRate, #RegulatoryBody, #ProactiveManner, #Sustainability

https://zeynepstefan.Com/sigortaciliktaki-dodo-kusu-ilkesi/

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın