Fatih Özatay: Avrupa ekonomisi daralırsa Türkiye ekonomisine ne olur?: 2022

Merhaba, 

Hem Avrupa aynı zamanda Amerika ekonomilerinin yakın gelecekte daralmaları ihtimalinin yüksek olduğu giderek daha sık dile getiriliyor. Bir yandan Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı arz kısıtları bir taraftan artan enflasyonu makul düzeye indirmek için merkez bankalarının siyaset faizlerini artırma sürecine girmiş olmaları bu ihtimali güçlendiren temel unsurlar.

Oysa Türkiye ekonomisi için aynı ihtimal pek dile getirilmiyor. Büyümenin bir ölçüde düşebileceğinden laf ediliyor ama ekonomik daralma olasılığı hakkındaki pek konuşulmuyor. Ne kadar realist?

Mayıs ayı itibariyle son bir yıllık toplam ihracatımızın yüzde 55’ini Avrupa ülkelerine yapmışız. Avrupa ekonomisinin daralması veya daralmasa bile oldukca düşük bir oranda büyümesi halinde, ihracatımızın bariz halde negatif etkileneceği anlamına geliyor bu yüksek oran. Kaldı ki küresel bir yavaşlamadan laf ediliyor. Dolayısıyla, bir çok ülkeye ihracatımızın olumsuz etkilenmesi beklenir.

Olumsuz derken, illa ihracatımızın düşmesini kastetmiyorum. Dünya ekonomisinin ne ölçüde büyüyeceğine/daralacağına bağlı olarak o da olasılık dahilinde ama ihracatımızın artış oranının bariz şekilde azalması da olumsuz bir büyüme olur.

Küresel ölçekte yavaşlama olmasa bile

Uzun bir süredir ekonomide işler yolunda gitmiyor. Azan enflasyon, sıçrayan kur ve risk primimiz ile sürekli düşen alım gücü bunun en somut göstergeleri. Böyle bir ekonomide, bu sevimsiz tabloyu değiştirmeyi hedefleyen ciddi bir ekonomik program yürürlüğe konulmazsa, büyümenin eninde sonunda duvara toslaması beklenir.

Bir süre büyümeyi sürdürmek için muhtelif politikalar devreye sokulabilir. Mesela kredi artışı pompalanabilir. Ama kırılgan bir ekonomide bu tür politikaları sürdürmek mümkün olmaz. Dikkat ederseniz son zamanlarda kredi artışını törpülemeyi amaçlayan bir takım önlem devreye sokuldu. Mecburen ve de isteksizce. Zira kurun yükseliş eğilimi, artan riskler ve enflasyon, bu tür politikalara mecbur olarak son verilmesine neden olur. ‘Kırılgan’ bir ekonomiden ‘kırıldı kırılacak’ aşamasına geçmek ansızın olur şu sebeple.

Özel tüketim harcamaları Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın (GSYH’nin) yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. Fiyatların bu kadar hızlı arttığı bir ülkede, özel tüketim harcamalarının bu gelişmeden etkilenmemesi olası değil. Yüksek enflasyonun özel tüketim harcamaları üzerine zıt yönde iki tesiri var.

Özel tüketim masrafları ve döviz talebi

İlk tesir tüketimi artırıcı yönde çalışıyor: Fiyatları artmadan bir an ilkin gücümüzün yettiğince mal satın almak gibi. İkinci tesir burada devreye giriyor. Çoğu ücret ve maaş enflasyon karşısında eriyor. Dolayısıyla, satın alma gücü azalıyor ve tüketim masraflarını negatif etkiliyor. İlk başlangıçta ilk tesir bariz biçimde hissedilse de zamanla ikinci etkinin ağır basmasını beklemek icap eder.

İkinci çeyrek GSYH verisi açıklanmadı. Ama ilk çeyrek verisi de bizlere fer tutuyor: Özel tüketim masrafları bundan önceki çeyreğe gore yüzde 2,8 oranında azaldı: İkinci etkinin başat olduğunu gösteriyor. İkinci çeyreğin GSYH verisi açıklandığında daha iyi bir fikrimiz olacak bu mevzuda.

Türkiye’nin Mayıs 2022-Nisan 2023 döneminde ödemesi gereken dış borç tutarı 182 milyar dolar. Bunun önemli bir kısmı ticari ilişkiler çerçevesinde alınan krediler. Mesela ihracat-ithalat kredileri. Bunların yenilenmesinde bir sıkıntı yok. Ancak risk primimizin 900 baz puana (yüzde 9) sıçramış olması demek, döviz cinsinden borçlanırken tefeci faizi ödeyeceğimiz anlamına geliyor.

Tefeci faizi ve döviz arzı

Tefeci düzeyinde döviz borçlanma faizini ödemek istemeyen firmalar olabilir. Bu tip bir şirket, vadesi gelen borcunu yine yurtdışından borçlanarak ödemek yerine, faaliyetini bir miktar kısma pahasına yurtiçinden döviz alarak borcunu kapatmak isteyebilir. Bu, döviz talebini artıracak bir gelişme olur.

İlk beş ayda 28 milyar dolar cari açık verdik. Artan enerji tutarları önümüzdeki dönemde senelik cari açığımızın daha yüksek bir kıymet alacağını ima ediyor. Bu da ek döviz talebi demek. Bir de yurtiçi yerleşiklerin enflasyonun çok altında seyreden TL faizleri sebebiyle, döviz talebini artıracağını düşünün.

Yazının tüm bunlar burada.

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın