Hari Kozanoğlu: Uçurum kenarı diplomasisi: 2022

Merhaba, 

Çin ve İran’ın dahi yaptırım korkusundan Rusya’ya mesafeli durduğu bir konjonktürde bu yakınlaşmanın Türkiye açısından ciddi riskler barındırdığı ortada. Erdoğan’ın uçurum kenarı diplomasisini pek sevdiği biliniyor. Putin ile bir adım daha yakınlaşma, elbet Atlantik İttifakı’nca karşılıksız bırakılmayacaktır.

Ekonomide iyice sıkışan, Körfez monarşilerinden beklediği desteği bulamayan Erdoğan en son Rusya’nın yaptırımları delme kanalı olarak devreye girme, ilişkileri sıkılaştırma gayretinde. Soçi’de Putin ile enerji ve dış ticaret alanlarında yeni işbirliği alanları açmak mevzusunda uzlaşıldıktan sonra, Financial Times’ın ifadesiyle Batı başkentleri alarma geçti. Çin ve İran’ın dahi yaptırım korkusundan Rusya’ya mesafeli durduğu bir konjonktürde bu yakınlaşmanın Türkiye açısından ciddi riskler barındırdığı ortada. İç politikada halk desteği giderek zayıflayan Erdoğan’ın, seçimlere göreceli rahat bir ortamda gitmesini sağlayacak her çareyi deneyeceği görülüyor.

İngiliz gazetesinin haberine nazaran, Batılı şirket ve bankaların aynı Rusya’dan olduğu gibi Türkiye’den de tamamen veya kısmen çekilmesini öneren üst seviye yetkililer bile var. Ancak yaygın görüş, dış ticaretin finansmanında sınırlamalar, bankaların Türkiye’ye ilişkin kredi limitlerini azaltmaları gibi adımların daha rasyonel olacağı şeklinde. (Financial Times 07.08.2022)

Ancak bu yaptırımlar dahi esasen ciddi ödemeler dengesi problemi yaşayan ülke ekonomisini krize sürükleyebilir. Son haftalarda petrol ve emtia fiyatlarının düşmesi üzerine CDS primleri 18 Temmuz’daki 904 puandan 720 puana kadar düşmüş göreceli bir soluk alma olanağı doğmuştu.

Erdoğan-Putin pazarlığını daha detaylı değerlendirmeden önce isterseniz Rusya’ya yönelik yaptırım sürecine kısa bir göz atalım.

Nicolas Mulder ekonomik yaptırımlar üzerine uzmanlaşmış bir bilim insanı. Mulder 1930’lardan beri Rusya ölçeğinde bir ülkeye yaptırım uygulanmadığını söylüyor. O devre yaptırımlara hedef olan İtalya ve Japonya’nın da Rusya benzer biçimde petrol, tahıl ve temel emtiaların kabul edilen ihracatçıları içinde bulunmadığının, ek olarak küresel ekonominin bu seviyede bütünleşik hale gelmediğinin altını çiziyor. Mulder’e göre, risklerin doğası ve yaptırımların maliyeti değişse de, aktarım mekanizmaları yüksek emtia fiyatları ve muamele maliyetleri, tedarik zinciri darboğazları ve dış tecim kayıpları aynı kalmaya devam ediyor. Bu olumsuz tablo da dünyadaki hemen herkesi olumsuz etkiliyor.

Rusya’nın ihracat pazarları kapandıkça emtia ithalatçısı ülkelerin ödemeler dengesi bozuluyor, amme maliyesi açıkları artıyor. Mulder bu tip ülkelerin Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmamalarını da asla şaşırtıcı bulmuyor.

Bugün ekonomik entegrasyon daha derin olduğundan daha bariz aksamalar yaşanacaktır. Ne var ki gelişmiş ülkeler bu sürece dayanabilmek için daha fazla kaynağa ve müessir maliye politikaları uygulayacak manevra alanına haizdir. Buna karşı yükselen ülkeler yüksek borç düzeyi, yenilenebilir enerjiye geçmek için daha ağır maliyet, artan ürem oranları ve küresel stagflasyon tehlikeleriyle yüz yüzedir.

Dünya ekonomisinin istikrarı için Rusya’ya yönelik yaptırımların negatif sonuçlarına karşı ahenkli bir eylem planı uygulamak icap eder. Birincisi, gelişmiş ekonomiler tedarik zinciri baskılarını hafifletmek amacıyla altyapı yatırımlarına yönelirken, gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) bu süreçlerden mağdur olan vatandaşlarına yönelik gelir desteklerine ağırlık vermelidir. İkincisi, gelişmiş ülkelerin merkez bankaları yükselen ülkelerden kapital çıkışını önleme için para politikalarını hızlı biçimde sıkılaştırmaktan kaçınmalıdır. Üçüncüsü, GOÜ’lerdeki borç ve ödemeler dengesi sorunları borç yine yapılandırmaları ve IMF’den hususi çekme haklarının artırılmasıyla aşılmaya çalışılmalıdır. Dördüncüsü, fakir ülkelere gıda ve deva yardımları artırılmalıdır. Beşincisi, dünyanın önde gelen ekonomileri gıda ve enerji fiyatları üstündeki fiyatlama baskısını, mal stoklamak ve rekabete girmekten kaçınarak aşmaya çalışmalıdır. (Nicholas Mulder, The Sanctions. Weapon, Finance and Development, June 2022).

Görüldüğü kadarıyla bu önerilerden hiçbiri tam anlamıyla hayata geçirilemediği için yaptırımlar Rusya’dan çok üçüncü dünya ülkelerini vurmaktadır.

ABD’nin bütün gerilimi tırmandırma, AB’nin silahlanma harcamalarını artırma çabalarına rağmen birlik arasında çatlaklar oluşmaya başladı. Yükselen enflasyon, enerji krizi, kapıyı çalan durgunluk tehlikesi Avrupa hükümetlerini Rusya’ya tavizler verme eşiğine getiriyor. Almanya Ukrayna’ya silah sevkiyatını ağırdan alıyor. İtalya’da yaşanmış olan ekonomik krize karşın, Ukrayna’ya askeri yardımın mali yükünün artması koalisyon ortaklarının Başbakan Mario Draghi’den desteklerini çekmesine yol açtı, koalisyon hükümeti düştü. Macar Başbakanı Orban zaman zaman yaptırımlara mani çıkarıyor. IMF’ye bakılırsa Rusya’nın Avrupa’ya organik gaz tedarikini tamamen kesmesi Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya ve İtalya ekonomilerinin yüzde 5’ten fazla daralmasını getirecek.

Bunlara karşın, Baltık ülkeleri ve Polonya şahin tavrın kararlılıkla sürdürülmesinden yana. Kış şartları kendini hissettirdikçe, ekonomik durgunluk karşısında halk tepkileri yükseldikçe AB içerisindeki görüş ayrılıkları daha belirginleşebilir. Rusya’nın giderek yıpranıp ağır bir askeri mağlubiyet almasını bekleme stratejisi hiç realist görünmüyor. Öyleyse Rusya’nın güvenlik kaygılarına seslenen, NATO’nun yayılmacılığına son verileceğini taahhüt eden, buna karşın Rusya’dan askeri operasyonlarını durdurmasını istek eden bir açılıma talih vermek gerekiyor.

Soçi’de bir araya gelen Erdoğan ile Putin arasında entresan bir kimya var. Libya, Suriye, Dağlık Karabağ hemen hemen tüm uluslararası sorunlarda karşıt kamplarda yer alan iki otoriter figür bir türlü birbirlerinden kopamıyorlar. Bu yakınlaşma bir yönüyle kontrol delisi mizaçlarının uyuşmasından, bir yönüyle her ikisinin de fazlaca sıkışık durumda birbirine sarılmasından kaynaklanıyor olabilir.

Ayrıntılara girmeden önce şu saptamayı yapabiliriz: Erdoğan seçime kadar kendisine nefes aldırabilecek, bilhassa döviz açığını hafifletebilecek, enflasyona yukarı yönlü basınç icra eden enerji maliyetlerini aşağı çekebilecek bir arayış peşinde. Bir de Suriye’de PYD’ye yönelik bir operasyona onay almayı, böylelikle bir yandan iç kamuoyuna “teröristleri inlerinde bastık” seçimi hamaset pompalayacak bir araç-gereç elde etmeyi, bir yandan da Fırat’ın doğusunda yeni bir egemenlik alanı açıp kendisine giderek ağır bir politik fatura çıkartan Suriyeli sığınmacıların bir bölümünü buraya yerleştirmeyi planlıyor. Ne var ki Suriye mevzusunda bir yeşil ışık alamamış durumda. Putin ise Türkiye benzer biçimde stratejik konuma haiz bir ülke üzerinden ekonomik yaptırımların ardından dolanmayı umut ediyor.

Türkiye ile Rusya içinde yapılan anlaşmanın en eleştiri noktasını doğal gaz ticareti ödemelerinin kısmen ruble ile yapılması kararı oluşturuyor. Türkiye’nin Rusya’ya karşı bilhassa enerji ithalatından kaynaklanan fazlaca büyük bir dış ticaret açığı var. Bu nedenle tüm ithalatı karşılayacak ölçüde rubleye sahip olması imkansız görünüyor. Ne var ki, turizm gelirlerini, emlak alımlarını, hatta oligarkların Türkiye’ye gelecek paralarını bir havuzda toplayıp, alacaklı Türk tarafına TL ödeme yapıp, rubleleri naturel gaz faturasının bir bölümünü karşılamaya yönelik kullanmak seçeneği teknik açıdan olanaklı.

 

Devamı için: https://www.Birgun.Net/haber/ucurum-kenari-diplomasisi-398321

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın