Kerim Rota: Ne İstediniz de Vermedik?: 2022

Merhaba, 

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu’nun iki hafta önce İstanbul Sanayi Odası (İSO) toplantısındaki sözleri ekonominin gündemini oluşturdu.

Önce Kavcıoğlu’nun toplantıdaki birtakım laflarını alıntılayalım.

“Kavcıoğlu, 24 Şubat’tan bugüne şirketlerin ucuz kredi çekip 55 milyar dolarlık döviz aldıklarını tespit ettiklerini söylemiş oldu.

Kamu bankaları ortalama %15,8 faizle 500 milyar TL kredi verdi. Bu kredilerle gidip döviz aldınız, hepsinin listesi var, listede İSO üyeleri de var. Hem ucuz kredi alayım hem döviz alayım olmaz.”

Bir sanayicinin “Banka kredi için %36 ürem istiyor” demesi üstüne Kavcıoğlu “Alma abi alma” dedi ve “Özel bankalardan %22’nin üstünde faizle kredi kullanmayın” ifadelerini kullandı.”

Altta Kalanın Canı Çıksın

TCMB’nin yasayla belirlenen rolü fiyat istikrarını sağlamak. Bunu başarmak için de vasıta bağımsızlığına sahip. Yasasından gelen bu güçle de tüm faizlerin belirleyicisi konumunda.

Görevi fiyat istikrarını sağlamak olan ve faizleri buna bakılırsa belirlemesi gereken TCMB Başkanı, şirketleri ucuz kredi kullanıp sonrasında döviz almakla suçluyor.

Başkan, görüşmede malını maliyetinin çok altında satan esnaf şeklinde yakınmış. Yaptığı ticaretten bu kadar zarar ederken müşterilerinin hâlâ şikâyetçi olması ağrına gitmiş. Tabii aslen zarar eden ne kendisi ne de hükümet. Bu sürdürülemez dengenin aslolan zarar edenleri “ucuz” krediye ulaşımı olmayan ve dünyanın altıncı en yüksek enflasyonu altında ezilen milyonlarca yurttaş.

Onların kaybettiklerini şimdilik kazanan iki kesim var. İlki TCMB’den %14 faizle 1 trilyon TL borçlanma yapan bankalar. Bankaların portföylerindeki enflasyona endeksli tahvillerin getirisi yıllık %80’e ulaşırken %14 ile borçlanma imkânı kârlılıklarını sekiz katına çıkardı.

Kazanan ikinci kesim ise Kavcıoğlu’nun “Kamu bankaları ortalama %15,8 ile 500 milyar TL kredi verdi” diyerek yakındığı iş dünyası. Gerçekten de bu yılın ilk yedi ayında Türk lirası cinsel ticari krediler 1,85 trilyon TL’den 2,75 trilyon TL’ye terfi etti.

Tutar olarak 900 milyar TL’yi, oransal olarak %50’yi gören bu artış, senenin ilk yedi ayında çok büyük bir parasal genişleme olduğunu gösteriyor. Genişleyen TL kredi tutarı olan 900 milyar TL ise ortalama kur ile yaklaşık 55 milyar dolar etmekte. Bu da TCMB Başkanı’nın sanayicilerin satın aldığını iddia etmiş olduğu döviz miktarı ile örtüşüyor.

Yılın ancak ilk yedi ayında oluşan müstahsil enflasyonu %70, tüketici enflasyonu ise %45 oldu. İş dünyası da ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarını bu miktarda artırdı. Bunların yanında kamu bankalarınca sağlanan senelik %15,8 maliyetli kaynak neredeyse parasız kalıyor.

Bu verilere bakınca TCMB Başkanı’nın toplantıda söylediği benzer biçimde iş hayatına vatandaşların kesesinden fazlaca büyük bir kaynak transferi yapıldığı görülüyor. Başkan “Ne istediniz de vermedik?” diye sorsaydı hakkıydı.

Peki iş dünyası enflasyonun çok altında krediye ulaşıp kârlılığını artırırken, bankalar %14 ile borçlandığı parayı %80’lik tahvile yatırıp kârlarını katlarken, TCMB Başkanı da bu tatlı düzenin farkında olduğunu açıkça söylerken, tartışma neden çıktı?

Sorun sadece 55 milyar dolar döviz talebiyle sınırlı olsaydı birkaç yatıştırıcı söz ile uzlaşma sağlanır, gündeme de bu kadar düşmezdi.

Her Şey Bitmiştir Artık, Yolumuz Ayrılıyor

Oysa artık iki taraf için de sıkıntı bambaşka.

İş dünyası ve bankalar açısından sorun, kârlılıklarını katlayan bu tatlı düzenin Mayıs ayından itibaren tatsızlaşmaya başlaması. Son meydana getirilen BDDK ve TCMB düzenlemeleriyle kredi faizleri yükseliyor.

TCMB Başkanı da bunu görüşmede net bir şekilde söylemiş oldu. Gelen bir soruya cevap verirken “Onun için kredileri durdurduk” dedi. Aşağıda TCMB faizi ile ticari kredi faizleri arasındaki son dönemlerdeki farklılaşmayı görebilirsiniz.

Bankalar da yeni düzenlemelerle artık %14 ile TCMB’den borçlandıkları parayı enflasyona endeksli tahvillere yatıramaz hale geldiler. Onlar da artık almaya hiç de gönülleri olmayan 5 ve 10 yıllık tahvilleri almak zorundalar.

İş dünyası son bir yılda %15’lerden %100’lere gelen enflasyona rağmen düşük kredi faizleri ile kârlılığını hızla artırdı. Enflasyonun yükselmesi sebebiyle erkene çekilen iç talep sebebiyle de ciroları arttı.

Bu dönemde hiçbir meslek örgütü açıkça enflasyonu patlatan bu politikalara karşı net bir duruş göstermedi. Gündemde hep kredi faizlerini ve döviz kurunu tuttular. Şimdi hesabı geri ödeme zamanının geldiğini anladılar. Hem kredi faizleri yükseliyor aynı zamanda iç talep düşüyor. %140’a varan müstahsil enflasyonu sebebiyle kıymet kaybeden TL’ye rağmen ihracattaki rekabetçilikleri de azalıyor. Enflasyonun kısa vadeli kazananları oldular ancak uzun vadeli kaybedenleri olacaklarını da anladılar. Toplantıda tansiyonun yükselmesinin bir nedeni bu.

Kredi Faizlerini Saray’a İlk Kim Şikâyet Edecek?

TCMB açısından sorun ise ihracatçıların dövizinin %40’ını TCMB’ye bozdurma zorunluluğuna karşın hâlâ rezerv kaybetmesi. TCMB politika faizini enflasyonun %65 altında tutmakta ısrar ediyor. Bu politikalar nedeniyle Türk lirası kredi kullanmak için muhteşem, tutum etmek içinse felaket bir para halini aldı. Tasarruflarını hâlâ Türk lirasında değerlendirenler varlıklarını iş hayatına armağan ediyorlar denebilir.

İlk yedi ayda kasasına gelen her dövizi satmaktan başı dönen TCMB Başkanı, KKM artık doygunluğa geldiğinden faizler yükselmezse çok daha çok rezerv kaybedeceğini gayet iyi biliyor. Emir kulu olduğundan bu döngünün yaratıcılarına bir şey söyleyemediğinden hırsını döviz alan sanayiciden çıkartmaya çalışıyor.

Kredi faizlerinin, kendinin de arasında bulunmuş olduğu kurumlarca yapılan düzenlemelerle yükseldiğini gayet iyi bilmesine karşın, eninde sonunda iş dünyasının yüksek ürem şikâyetinin Cumhurbaşkanı’na ulaşacağını biliyor. Bu nedenle %22’nin üstünde faizle kredi kullanmayın” tavsiyesi veriyor. %22 kredi faizini Cumhurbaşkanı’na bir halde açıklayabilir sadece %40-%50’yi hiç anlatamaz. Bu dengenin sürdürülemez bulunduğunu herkes benzer biçimde o da biliyor, ancak mühim olan seçimlere kadar büyük bir kaza yapmadan mevcut pozisyonlarını koruyabilmek. Toplantının tansiyonunun yükselmesinin önemli bir nedeni de bu.

55 Milyar Dolar Nereye Gitti?

İş dünyası harbiden aldığı kredi ile döviz satın aldı mı? Bunu algılamak için şirketlerin bankalardaki döviz hesaplarının gelişimine bakmak ehil.

tüzel kişi yp mevduatları

Şirketlerin döviz hesapları yılbaşında 80 milyar dolar iken bugün 73 milyar dolar. Şirketlerin döviz varlıkları, bırakın artmayı azalmış bile. Peki bu döviz almadıklarını, yani TCMB Başkanı’nın verileri bilmediğini mi gösterir? Bu probleminin cevabı hayır. Şirketler aldıkları döviz ile dış borçlarını ve ithalat bedellerini ödediler. TCMB Başkanı’nın sanayicileri stokçulukla suçlaması da bundan. Şirketlerin stoklarını olağanın dışında artırarak döviz rezervini harcadıklarından şikâyet ediyor. Ancak stokların harbiden artıp artmadığını konusu da tartışmalı. Haluk Bürümcekçi’nin Gazete Oksijen’deki yazısı konuya fer tutuyor.

Bilinenler ve Bilinmeyenler

TCMB Başkanı sattığı döviz miktarını oldukça iyi biliyor. Bankaların senenin ilk yarısında dağıttıkları kredilerin iş dünyasına neredeyse hibeye dönüştüğünün de farkında.

Ancak şirketlerin, tüketicilerin ve tasarruf sahiplerinin %65 olumsuz faiz ortamında kendilerini korumak için nasıl davranacakları mevzusunda hiç bir şey bilmediği yada bilmiyor gibi görünmeyi tercih etmiş olduğu kesin.

Hiçbir iş insanı %15 ile kullandığı krediyi hükümetin beceriksiz politikaları sebebiyle bir yılda %100 artacağını bilmiş olduğu hammadde yerine TL mevduata yatırmaz. Hiçbir tutum sahibi alın teriyle elde ettiği birikimini kredi kullanana bağışlama etmek için Türk lirasında tutmak istemez. Bunları bilmek için TCMB başkanı olmaya gerek yok. Ev bütçesini idare eden herhangi biri, hızla artan fiyatlara karşı tüm harcamalarını maaşını alır almaz yapmayı bilir. Sabit gelirli bir çalışan, ihtiyacı olmasa bile kredi kartına aylık %1,80 den borçlanıp kalanını maaşına enflasyon farkını alınca ödemeyi hatırlar.

Toplantının manşeti bir sanayicinin “Banka kredi için %36 ürem istiyor” demesi üzerine Kavcıoğlu nun “Alma abi alma” cevabıydı. Bunu söyleyen TCMB Başkanı, kendi kurumunun kendi imzasıyla Eylül 2021’de yayınladığı “Sektör Bilançoları” raporunun muhtemelen kapağını bile açmamış. 2009 yılından bu yana yayınlanan tutanağa göz gezdirmiş olsaydı, Türkiye’de operasyonel işletme sermayesi ihtiyacının satışların %15’ine, toplam borçların ise %56’sına ulaştığını görürdü. Üstelik son rapor 2020 yılına ait. Bu kadar enflasyonist bir ortamda bu oranların fazlaca daha yukarı çıkmış olması çok olası.

“Alma abi alma” dediği sanayicinin işletme sermayesi ihtiyacı her gün artarken, bankalardaki limiti artık artmıyor. Sanayici bulup buluşturup şirketine özkaynak koysa, bu enflasyonist ortamda koyacağı sermayeyi devletin vergi olarak üç senede elinden alacağını biliyor. Dolayısıyla iş dünyası için kredi almamak aslen üretmemek demek.

Oyuncuları Tebrik Ederim, Çok Güzel Oynamışlar

Masanın her iki tarafında da kısa vadeli kazanımlarını kaybetmemek adına oturanlar sonuçta enflasyon dışında her şeyi konuştular.

Oysa enflasyonun kazananı olmaz. Kısa vadede kazandığını zannedenler o kazanımlarını misliyle geri öderler. Kimi parasıyla geri öder, kimi koltuğu ve varsa itibarıyla.

Perspektif

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın