Nevzat Evrim Önal İnsan Bencil mi?: 2022

Merhaba, 

Nevzat Evrim Önal İnsan Bencil mi?

Nevzat Evrim Önal yeni bir kitap ile karşımızda. İnsan bencil mi?

Haziran 2022 tarihinde çıkan kitap ikinci baskısını yapmış oldu. Yazarı daha önce yayımladığı “Bilmiyorlar ama yapıyorlar” ve “Anadolu tarımının 150 yıllık öyküsü” kitaplarıyla tanıdım. Bu kitabını da ilk çıktığı gün satın aldım.

Yazar bu kitabında  bireyin bencil olup olmadığını kendi fikir dünyası(marksist) üzerinden basit bir halde okuyucuya aktarmaya çalışıyor. Önce kişinin tarih içindeki yolcuğunu ilk çağlardan başlayarak yaşadığımız döneme kadar önemli dönemeçleriyle konu alıyor. İlk çağlardan başlamış olan bu serüvenden günümüze ulaşan bu tarihsel çizgide ferdin tek başına yürümediğini dolayısıyla sosyal bir mevcudiyet olduğunu keskin çizgilerle altını çizerek anlatım ediyor. Bir bakıma kişinin tarih içerisindeki dönüşümünü gözler önüne seriyor. Sakın kitabı bir tarih kitabı şeklinde düşünmeyin, bir yanda hikayeler bir tarafta insanbilim, bir tarafta sanat, bir yanda dil bilim ve en tepede iktisat politik kitabın akışını destekliyor. Aslında Nevzat bey konuşur gibi yazıyor diyebiliriz.  İkinci bölümde up uzun değinilecek olan günümüz insanının çelişkileri ise ilk bölümdeki  tarihsel ve kuramsal bir çerçeve sayesinde net bir halde ortaya koyulmakta ve çözüm önerileri getirilmektedir.

Sistemin temsilcilerinin anlattığı gibi insan doğuştan egoist değildir ve bencil olarakta yaşamak istemesi tarihin akışına aykırıdır. Yazar tarihi dönemeçleri anlattığı bölümlerde bu savını destekleyecek bir oldukça durumu fazlaca yalın bir şekilde söylemektedir.

“İnsan aslı, tek tek her bireyin doğasında bulunan bir tecrit değildir. Bu öz aslında sosyal ilişkiler bütünüdür”. (Marx, Engels, Alman İdeolojisi, s:23)

Yazarın derdi paracı sistemin insanı itmiş olduğu dipsiz kuyudan çıkmasına bir nebze destek olmaya iş yapmaktadır. Kendisinin de belirttiği benzer biçimde günümüz insanı serbest olduğunu düşünerek paracı sistemin kendisine biçtiği bir alanda  yaşamaktadır.

“Dört duvarı, tavanı ve zemini aynalarla kaplı sonsuz benzer biçimde gözüken küçüçük bir odada, ebedi sayıda yansımasını insanlık zanneden biçare bir yalnızlıktır” (S:24)

Bu yalnızlık ve yabancılaşma atmosferinden çıkmanın ise iki yolu vardır.

“Özgürlük mücadelesi ilkin tutsaklık altında bulunduğunu ayrım etmekle başlar ve bu mücadele sadece toplumsal olabilir” (S:24)

Yazar en büyük sıkıntıyı da burada görmektedir. Günümüz insanı tutsaklık altında bulunduğunu görememekte (kendi suçu değil) ve toplumda insan insana yabancılaşmıştır.

Tarihsel süreçte ilk artık değerin ortaya çıkmış olduğu tarım topluluğunda adamın doğayla olan mücadelesi artık insanın adamla mücadelesi yerine bırakmıştır.

“Zenginlik yokken hayatta kalma çabası müşterekti ve herkes elinden geleni yaptığı müddetçe kimin azca kimin çok çalıştığı bir yerden sonra teferruattı. Ama ortada birikmekte olan bir zenginlik varsa bu ortaklaşa olmayabilirdi. Artık maddi eşitsizlik olası hale gelmişti”(s:68)

İlk eşitsizliğin ortaya çıktığı noktadan itibaren sınınfların ve sınıflar arasındaki mücadelenin ortaya çıktığını ve kişinin bu mücadelelerde tek başına değil toplum ile birlikte hareket ederek tarihin akışını çizdiğini oldukca net görüyoruz.  Burjuva devrimine giden yolda burjuvaların yüz yıllarca başat sınıfları ürkütmeden uzlaşmayla az az yükseldiğini görüyoruz. Tabii burjuva imkanını bulmuş olduğu anda eski egemenleri yerinden indirecek ve ilga edilen tahta kendisi çıkacaktır. Burjuvazinin ikiyüzlü aydınlanmacılığına bol miktarda atıf yapılıyor. Aydınlama, ilk devrimci köklerinden uzaklaşmış ve burjuvazinin evcil bilimi haline gelmiştir. Yazar, SSCB’de büyük bir parantez açıyor kitabında, niçin SSCB’nin hep müdafaa hattında kaldığını konu alıyor. Aslında bu defansta olma durumuna kızıyor. Yenilginin en büyük nedenini bu olarak görüyor.

Türkiye için Osmanlının devamı tezlerinin yanlış bulunduğunu ve bu tezlerle günümüz Türkiyesini anlayamayacağımızı aktarıyor.

“Türkiye kendi kapitalistleşme dönemini emperyalizm çağlarında ve emperyalist güçlerin gölgesinde yaşamış bir ikinci dönem sanayi ülkesidir”.(S:199)

Türkiye bölümünü kesinlikle okumanızı öneririm. Ben iki kere okudum. DP’nin tasfiyesi, Parazit burjuva, TUSİAD, 1980 darbesi…

İlk bölüm biterken kendinizi tek perdelik oyunun içinde buluyorsunuz Burada karanlık ve yolcu içinde görkemli bir diyaloğa şahit oluyorsunuz. Bu diyalog gerçekten unutulmaz.

İkinci kısımda ben kendi üzerime çok alındım. Bu kısımda Nevzat bey direkt beyaz yakalılara sesleniyor. İçimizdeki yalnızlığın ve yaşadığımız yabancılaşmanın nedeninin toplum değil sistem olduğunu sürekli tekrarla anlatmaya çalışıyor.

“Egemen ideoloji , yalnızlaşmış kişi karşısına öcüleşmiş bir kalabalık heyulası çıkartır ve konfor kavramını her  zaman etrafta fazla insan olmamasıyla, tenha bir ayrıcalıklılık haliyle özdeşleştirir.” (s:259)

İkinci bölümün her sayfası kişinin ayağa kalkması için yazılan tabip reçetesi kıvamında, bu metinleri okuyan ferdin silkineceğini düşünüyorum.

Sonuç olarak Nevzat Evrim ÖNAL, bu sistemden çıkışın ilkin kişinin toplumsallığını kavramasıyla ve sonrasında da bütün dünya üzerinde burjuvaziye karşı meşru müdafaa hakkının kullanılmasıyla olacağını savunmaktadır.

Kavgadan kaçmak olmaz yüreğini al da gel !

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın