Prof Ali Akarca:  Seçmen tercihlerinde kırılma yok, muhalefetin hızlı hareket etmesi gerekli: 2022

Merhaba, 

Bir önceki yazımızda, taraftarları değişmiş olduğu biçimde değişmeyen yada taraftarları değişmediği biçimde değişen partilerin, taraftarlarını başka bir parti arayışına sevk ettiğini anlatmıştık. Partinin kronik olarak kötü bir yönetim gösterdiği ve yolsuzluklara bulaştığı zamanlarda da benzer bir durumun ortaya çıktığını belirtmiştik. Ancak, taraftarlarının bir partiyi temelli terk etmeleri için kendilerine uygun bir alternatifin ortaya çıkmasının gerekliliğine de parmak basmıştık. Simdi, 2023 seçimi öncesinde, bu şartların ne kadar yerine geldiğine bakalım.

 

AK PARTİ TARAFTARLARININ TERSİNE BİR YÖNDE DEĞİŞTİ

 

AKP’nin, son on senesinde, ilk on yılına gore, hem ideoloji, hem yönetim, bununla birlikte ekonomik performans bakımlarından oldukça değiştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. İki dönem gündüz ile gece şeklinde.

 

Âdemi merkeziyetçiliği, seçimle gelenin seçimle gitmesini ve atanmışların seçilmişlere hükmedememesini savunan parti, şimdi atanmış İçişleri bakanının emri ile seçilmiş belediye başkanlarını kayyumlarla değiştiriyor. Kendi belediye başkanlarını bile, hiç bir gerekçe göstermeden, zorla çekilme ettiriyor. Daha ilkin kendilerine yapıldığı gibi, karşıcılık belediyelerine zorluklar çıkarıyor, yetkilerini ve imkânlarını kısıyor ve merkezi yönetime devrediyor.

 

 

Başlangıçta, genel başkanınınkine yakın güçleri olan ileri gelenlerinin, bakanlarının, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, il teşkilatlarının katkı yapabildiği görüşme ortamı, yerini tamamen otoriterliğe ve tek adamlığa bırakmış vaziyette. İsveç Göteborg Üniversitesi V-Dem Enstitüsü’nün her yıl açıklamış olduğu 2022 Demokrasi Raporu’nda, Türkiye, son on yılda en çok anti-demokratik hale gelen ülkeler arasında yer ediniyor. Demokrasi endeksinde 179 ülke içinde 147’nci sırada.

 

Son yirmi yılda daha şehirlileşen, sekülerleşen ve modernleşen muhafazakâr taraftarlarını ve bilhassa onların büyük kentlerde yetişmiş çocuklarını partide tutmakta ne kadar başarıya ulaşmış olacağı bilinmeyen. Partiye DYP ve ANAP şeklinde partilerden gelen merkez sağ seçmenleri partiden soğutacağı ise aşikâr.

 

Cesur bir adımla, Kürt açılımını başlatan parti, MHP desteğini alabilmek için nerede ise onun kadar ultra milliyetçi oldu. Bunun, Kürt kökenli taraftarlarını hayal kırıklığına uğratmaması imkânsız. Öte taraftan, tüm milliyetçilik söylemine rağmen, Çin ile aramızın açılmaması için, Uygurlara meydana getirilen zulme sessiz kalınmasının ise milliyetçi taraftarlarını rahatsız edeceği açık.

 

Refah ve Fazilet partilerinin Avrupa karşıtlığını bıraktıktan sonra, Avrupa Birliği ile bir fasıl açıp bir fasıl kapatan ve vizeleri kaldırma noktasına kadar getiren parti altında şimdi ilişkiler donmuş vaziyette. Dış politikada müttefiklerimizle bile çatışmalı bir hale gelindi. İyi ilişkilerimiz olan Arap ülkeleri ve Israil ile önce aramız acildi, şimdi yeniden iyileştirilmeye çalışılıyor.

 

İlk başta, pazar ekonomisini ve serbest rekabeti önemseyen ve Milli Görüş’ün devletçiliğini terk eden iktidar, şimdi enflasyon ile mücadeleyi, tanzim satışları düzenleyerek, devlet mağazaları açarak, zincir marketlere, hal esnafına ve soğan depolarına ceza keserek meydana getirmeye çalışıyor. Özel şirketleri döviz almamaya, kazandıkları dövizi satmaya ve bankaları düşük faizli krediler vermeye zorluyor. İthalatı düşürmek için gümrük duvarlarını yükseltiyor. Kurduğu Varlık fonuyla, devleti ülkenin en büyük holdinginin sahibi yapmış durumda.

Ülke, muteber fikir kuruluşu The Heritage House’un Ekonomik Özgürlükler endeksinde, bu sene 2021’e gore dünya listesinde 31 basamak birden düşerek 177 ülke içinde 107. Ve 45 Avrupa ülkesi içinde 42. Oldu. Kısmen serbest ülkeler arasından çıkarılarak sıklıkla özgür olmayan ülkeler kategorisine kondu. AK Parti’nin, müdahaleci ve devletçi bir partiye dönüşmesinin hala daha partide kalan liberalleri rahatsız edeceği şüphesiz.

 

AK PARTİ ALTINDA ÖNCE İYİ OLAN İDARE VE EKONOMİK PERFORMANS SONRA BOZULDU

 

İdare ve yolsuzluklar bakımından, konum giderek 2002 kırılması öncesini andırmaya başladı. Orman yangınlarıyla mücadelede yayınlanan yetersizlik, 1999 depremlerindeki acizliğe, nehir yatağında yapılmasına izin verildiği için selin yıktığı binalar, fay hattında inşa edilmesine izin verildiği için 1999 depreminde yıkılanlara, Sedat Peker’in ortaya attığı yolsuzluk iddiaları da Susurluk ilçesinin ortaya çıkardıklarına benziyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütünün yolsuzluktan arınmışlık sıralamasında, 2003-2013 arasında, 77’ncilikten 53’üncülüğe çıkan Türkiye, o zamandan bu yana 46 basamak düşerek 96’ncılığa inmiş vaziyette.

 

Suriye ve Afganistan’dan gelen göçün iyi idare edilmemesi ve göç ile alakalı politikalar geliştirilmemesi problemlerini da belirtmek lazım.

 

Ekonomik performansa gelince, AK Parti’nin ilk on yılında, 3,5 kat artarak, 2013’de 12582 dolara ulaşan ve 2023’de 25 bin dolara çıkarılması hedeflenen kişi başına gelirimiz şimdi 9539 dolara gerilemiş durumda. 2002 sonundaki yüzde 38 seviyesinden 2010’da yüzde 4’e kadar düşürülen ve 2017 ortalarına kadar da tek hanelerde tutulan enflasyon payı şimdi yüzde 80’nin üzerinde. Gelir dağılımı performansında da benzer bir konum söz mevzusu. Gelir eşitsizliğini gösteren ve 0 ile 1 içinde kıymet alan Gini katsayısı, 2003 senesinde 0.42 iken 2007de 0.38’e düşürülmüştü ama simdi tekrar 0.42’ye çıkmış vaziyette.

 

Ekonominin geldiği duruma Covid-19 salgını ve Ukrayna savaşı benzer biçimde dış etkenlerin sebep olduğu düşünülebilir fakat deformasyona uğramış daha önce başlamıştı. Durum, son dokuz yıl içinde yedi seçim ve bir referandum yapılması ve gelecek secime fazlaca azca vakit kalması yüzünden sürekli popülist ekonomik politikalar uygulanması ile de alakalı. Ancak en mühim etkenin ekonomi bilimsel ile çelişen politikalara geçmek bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu politikaların başlangıcında, kur artışlarını ve faizleri enflasyon oranının oldukça altında tutmaya çalışmak geliyor. Ekonomi teorisi ve diğer ülkelerde yaşanmış olan örnekler, sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ortamda, bunların mümkün olmadığını ve gerçekleştirilmeye çalışılması halinde cari açığı, enflasyonu ve kuru patlatacağını, Merkez Bankası rezervlerini eriteceğini gösteriyor.

 

Cari açığın fazlaca büyümesinin ve Merkez Bankası rezervlerinin eksiye gelmesinin, 2002 öncesindeki gibi, ülkeyi dış ekonomik şoklara ve dış politik baskılara karşı korumasız bıraktığını belirtmekte fayda var. Rahip Brunson olayında başkan Trump’ın verdiği ültimatomun doğurduğu ekonomik çalkantılar, Orta Doğu ülkeleri ile ilişkilerde yaşanan U-dönüşleri, Uygurlara yapılanların görmemezlikten gelinmek zorunda kalınması ve Ukrayna harbinin yarattığı enerji fiyatı artışlarının Türkiye’yi diğer ülkelerden daha çok etkilemesi, bu duruma misal gösterilebilir.

 

Kısacası, 2002’dekine benzer bir durum için, gecen yazımızda bahsettiğimiz ilk üç şarttan ancak biri gerekliyken, her birinin gerçekleştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak, dördüncü şartın yerine geldiğini, doğrusu bir alternatifin ortaya çıktığını söylemek güç.

 

HENÜZ UYGUN BİR ALTERNATİF ORTAYA ÇIKMADI

 

Bir önceki yazımızda, alternatif olacak partinin, partilerini bırakmak isteyen seçmenleri, benzer bir dünya görüşüne haiz olduğuna, iyi bir yönetim ve ekonomik performans göstereceğine, yolsuz olmayacağına, kayda kıymet miktarda oy alabileceğine ikna etmesi ve benimseyebilecekleri bir gelecek gösterimi sunması icap ettiğini belirtmiştik. Şu ana kadar, karşıcılık partilerinden asla biri bu şartları tam olarak yerine getirmiş değil.

CHP, AK Parti’den kopmayı düşünenler için ideolojik bakımdan müsait bir parti değil. Bunun bir göstergesi, 2007 ile 2015 arasında AKP oyları iki kez 8-9 puan inip çıktığında, CHP oylarında kayda değer bir değişimin yaşanmamış olması. Simdi, CHP genel başkanı birçok mevzuda helalleşme başlattı fakat partisi içerisinden buna güçlü bir destek gelmiyor. Anketler de şu ana kadar helalleşmenin parti oylarında bir artış meydana getirdiğini göstermiyor.

 

Deva ve Gelecek partileri, AKP’liler için ideolojik bakımdan uygun fakat yukarıda bahsettiğimiz gibi, oylarının birkaç puanı geçmemesi, yer değiştirmek isteyen seçmenleri onlardan uzak tutuyor. Birleşebilseler ve Özal ’vari bir vizyon yaratabilseler, bir ihtimal bunu kırabilirler. Bu konuda, liderlerinin AKP geçmişleri ile alakalı birer öz tenkit yapmalarının ve altılı masadaki partilerle, uyumları yansıra, farklılıklarına dikkat çekmelerinin de faydaları olacaktır.

 

İyi Parti’nin alternatif olma potansiyeli ise gayet yüksek. Sağ kanatta ve mecliste ciddi oranda sandalye kazanacağından kuşku yok. Ancak, onun oy oranı da yüzde 12-14 civarında donmuş benzer biçimde. Diğer milliyetçi partilerle yarışmak yerine merkeze kayabilirse, merkez sağdaki seçmenler için daha uygun bir alternatif haline gelebilir. Liderinin DYP’de politika yapmış bir kişi olması da bu bakımdan bir artı.

 

Ayrıca, muhalefet partilerinin bir alternatif olabilmeleri için İktidarın fena yönetmesi ehil değil. Seçmenleri, kendilerinin daha iyi yöneteceklerine de ikna etmeleri lazım. Seçmenler, geçmiş tecrübelerinden, koalisyonlar altında ekonomik performansın, rant kavgası ve yolsuzluklar ile mücadelenin pek de iyi olmadığını biliyorlar. Muhalefet liderlerinin, niçin bu sefer durumun değişik olacağını inandırıcı bir biçimde izah etmeleri gerekiyor.

 

Muhalefet partilerden bir alternatif çıkmamasının ana nedeni ise bir gelecek vizyonu sunamamaları. Seçmenleri, işleri daha iyi yapacaklarına ikna edebilseler bile bu kâfi değil. İyi işler yapacaklarını da göstermeleri gerekiyor. Önerdikleri yegâne değişim, güçlendirilmiş parlamenter sistem. Ancak, tek adamlıktan şikâyet eden altılı masa partilerinin bu konuda imzaladıkları mutabakat metninde önseçimden asla bahsedilmiyor. Bu durumda, bir sonraki seçimdeki adaylığı parti liderinin iki dudağı arasında olacak milletvekillerinin, cumhurbaşkanı yada başbakan olan liderlerini iyi mi kuvvetli bir biçimde dengeleyip denetleyebileceklerini ve liderlerinin nasıl zaman arasında otoriterleşmeyeceklerini seçmenlere anlatmaları oldukça zor.

 

İstatistikler de yukarıdaki analizi doğrular mahiyette. Güvenilir efkarı umumiye araştırması şirketlerinden Metropoll’ün yapmış olduğu aylık anketlerde, her beş seçmenden üçünün ekonominin fena yönetildiğini belirtmesine rağmen, ekonomiyi kim düzeltir diye sorulduğunda, Erdoğan diyenler, neredeyse ondan derhal sonra gelen Kılıçdaroğlu, Akşener ve Babacan’ı seçenlerin toplamı kadar. 2018’de AK Parti’ye oy verenlerin yarısından fazlası, simdi oy vereceklerini söyleyenlerin üçte birinden fazlası, birkaç ay öncesine kadar iktisat kötü yönetiliyor derken, bu oranlar simdi sırasıyla yüzde 27 ve yüzde 15. Şubat ayında yüzde 25 olan kararsızların payı sürekli eriyerek Eylülde yüzde 14’e gelmiş. Aynı sure içinde AK Partili kararsızlar dokuz puandan beş puana inmiş. Bu yüzden, partinin oy oranındaki düşüş durmuş, hatta hafif yükselişe geçmiş vaziyette.

 

SONUÇ

 

AKP’lileri yeni bir ev arayışına iten şartlar fazlasıyla oluşmuş vaziyette ama pek çoğunun uygun bir ev bulmakta güçlük çektikleri de ortada. Bu yüzden yerlerinde kalmaya yada dönmeye karar verenler artmaya başladı. Bu trendi durdurmak yada bilakis çevirmek için karşıcılık partilerinin oldukca az zamanları kaldı. Kısa bir süre içinde müessir yeni stratejiler geliştiremezlerse, 2023’de, 2002’dekine benzer bir kırılmanın hiç beklenmemesi lazım.

 

Yazarın onayı ile kısaltılarak KARAR.Com’dan yine yayınlanmıştır

 

FÖŞ yazdı:  Seçim şekerleri Cumhur İttifakına kazandırır mı?

 

Yöneylem: Erdoğan’ın ‘kemik oyu’ yüzde 32,4

 

AB’den Rusya’ya yeni yaptırımlar- Erdoğan’ı zorlayacak adımlar: Rusya’ya uygulanan yaptırımların delinmesinde rol oynayanların yaptırıma doğal olarak olmasının yolu açıldı

 

 

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın