Prof Dr Selva Demiralp:   “Benzersiz” para politikası serüvenimiz nereye varacak?: 2022

Merhaba, 

Faiz indirimleri ile hedef borçlanma faizini düşürmek ve bu şekilde harcamaları ve büyümeyi artırmak. Buraya kadar her şey güzel.

O zaman niçin dünyanın geri kalanı birbiri ardına faiz artırıyor? Çünkü enflasyonu düşürmeden siyaset faizini düşürseniz de piyasa faizi düşmüyor.

Neden? Çünkü piyasa faizleri enflasyon beklentisi ve risklere gore fiyatlanıyor. O nedenle diğer ülkeler önce faiz artırıp enflasyonu düşürmek, sonrasında ise düşen enflasyon yardımıyla piyasa faizlerini düşürüp büyümeyi sürdürülebilir olarak desteklemeyi amaçlıyor.

 

Dünyanın geri kalanından farklı bir yol seçtik. Peki bu seçtiğimiz yol bizi nereye götürüyor? Politika faizini TCMB sonucu ile düşürüyoruz. Peki piyasa faizi ne şekilde düşürülüyor? Maliyeti ne oluyor?

 

Faiz indirimleri piyasa faizlerini artırıyor

TCMB upuzun bir süredir parasal aktarım mekanizmasının tıkandığından şikâyetçi. Haksız değil. Politika faizini düşürdüğü vakit piyasa faizine yansımıyor.

mas

Oysa enflasyonu önceliklendiren ülkelerde bu şekilde bir tıkanıklık yok.

Bilakis politika faizi ile piyasa faizlerinin aynı yönde hareket ettiklerini görüyoruz.

ABD Merkez Bankası (Fed) veya Avrupa Merkez Bankası (ECB) şeklinde büyük merkez bankalarına bakarsak bırakın ürem artırmayı, faiz artıracaklarını söyledikleri vakit bile piyasa faizleri artıyor. Bu bir kredibilite göstergesi.

 

Zamanı gelip siyaset faizini düşürdükleri vakit da o itimat yardımıyla piyasa faizlerini düşürebilmeleri bizlerden rahat olacaktır.

 

Çünkü merkez bankasının enflasyonu düşürebildiğine tanık olan piyasalar faizi indirdiği zaman da enflasyonist risklerin artmayacağına ikna olacaktır.

 

Enflasyon bütün ağırlığı ile devam ederken TCMB faiz indirdiğinde piyasa faizi düşmüyor.

 

Bilakis siyaset faizi 4 puan düşerken senenin ilk yarısında ticari kredi faizleri 8 puan yükseldi.

 

Bu tıkanıklığı gidermek isteyen karar alıcılar ise altta yaratan enflasyon problemini halletmek yerine ürem indirimlerine devam edip para politikası ile düşmeyen faizleri regülasyonlarla düşürme yolunu seçtiler.

 

Ancak bu regülasyonların getirdiği önemli maliyetler ve riskler var.

 

Düzenlemelerin amacı ne?

Politika faizindeki indirimler piyasa faizlerini düşürmeyince getirilen düzenlemeler ile piyasa faizleri politika faizine bağlandı.

 

Gerek mevduat faizi gerekse kredi faizi için bir tavan belirlendi. Bu tavan da siyaset faizine endekslendi.

 

Ekim sonucu sonrası düşen bu tavan sebebi ile mevduat ve kredi faizleri de aşağı gelecektir.

 

Mevduat faizinin baskılanması ne sonuç doğurur?

Bankaların fonlamasının en önemli bölümü mevduattan geliyor. O yüzden düşük kredi faizinin ön şartı mevduat faizinin de düşük olması.

 

Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları için politika faizinin 3 puan üstünde bir tavan ürem var.

 

KKM faizinin düşmesi ile eli rahatlayan bankalar TL mevduat faizlerini de düşürebilecekler.

 

Şimdi vakaya hane halkı açısından bakalım. Enflasyon karşısında eriyen alım gücü aslına bakarsanız nüfusun büyük bölümünün tutum edebilme lüksünü elinden alıyor.

 

Dişinden tırnağından ayırıp tutum eden vatandaşlar ise enflasyonun ortalama 70 puan altında bir reel TL faizi görünce alternatif aramaya başlıyor. Kurdaki artışın enflasyonun altında olması KKM’nin cazibesini düşürüyor.

 

Yılın ilk yarısında dayanıklı tüketim mallarına olan talebin artması (ki bu öne çekilmiş bir istek olup devamı gelmesi beklenmez), borsa, emlak piyasası şeklinde varlık fiyatlarındaki ciddi artışlar tasarruf sahiplerinin kendilerini enflasyondan koruyacak bir getiri arayışının kararı.

 

Alınan tüm önlemlere karşın döviz talebi ve TL’nin döviz karşısındaki kıymet kaybı devam ediyor.

 

Yıl başından bu yana dolara karşı en oldukça değer kaybeden para birimlerinden birinin TL olması tesadüf değil.

 

Kredi faizinin baskılanması ne sonuç doğurur?

Bir yandan mevduat faizleri baskılanmaya çalışılırken öteki yandan kredi faizlerine benzer tavanlar getirildi. Kredilere getirilen tavan faizi bankanın maliyeti ve ileriye yönelik risklerinin altında kalmış olduğu için bankalar kredi vermekte zorlanıyorlar.

 

Bankaların kredi muslukları kısılınca likidite ihtiyacı azami seviyelere ulaşan gerçek sektör daha yüksek faizle hususi sektör tahvili (ÖST) çıkarmaya başladı.

 

Bankaların da daha makul buldukları faizlerle ÖST satın alarak finansal piyasalara dahil oldukları gözlemleniyor.

 

Hazine tahvilinin baskılanması ne netice doğurur?

Bankacılık sisteminde yapılan düzenlemelerle (bankaların verdikleri krediler yüzde 10 eşiğini aşarsa menkul değer tutmaları, krediler için mecbur mukabil tutulması, zorunluk karşılıkları tahvil cinsinden tutulması gibi) gömü tahviline bir istek yaratıldı.

 

Bankalar aracılığı ile yaratılan tahvil talebi, tahvil faizlerini düşük tutarak hazinenin düşük faizle borçlanmasına olanak sağlıyor.

 

Uzun vadede bankalar açısından kapital kaybı yaratabilecek riskli bir vaziyet.

 

Çünkü er ya da geç bir normalleşme olup politika faizi yükseldiğinde yahut tahvil talebini artıran düzenlemeler devreden çıktığında tahvil fiyatlarında bir düşüş olacak ve bankaların sermayelerini düşürecektir.

 

Düşük faizli tahvili vadeye kadar tutmayı tercih eden banka ise enflasyonun ciddi olarak altında olumsuz gerçek bir getiri ile karşı karşıya kalacaktır.

 

En çok kim kaybediyor?

Yukarıdaki değerlendirme düşük ürem ortamında en fazlaca kaybedenlerin tasarruf sahipleri olduğunu gösteriyor.

 

Çünkü tutum sahiplerinin kendilerini enflasyona karşı koruyabilmeleri oldukca zor.

 

Alternatif yatırım araçları düşük birikimler için uygun değil ya da kullanımı yaygın değil.

 

Bu yatırımları yapabilenlerin yarattığı yığılma ile oluşan ani fiyatlamalar ise riskli.

 

Özel sektör negatif gerçek faiz ortamında borç bulabildiği seviyede talihli.

 

Ancak kredi musluklarının kapanık bulunmasına mukabil enflasyonist ortamda iyice artan likidite ihtiyacı onları da çaresiz bırakıyor.

 

Bankacılık sistemi ise giderek endirekt finansmanda esas fonksiyonu olan kredilerden uzaklaşıp devlet tahvillerine kayıyor.

 

Bankacılık sisteminin aracılık faaliyetlerinde yaşanan bu tıkanma ise camia genelinde bir refah kaybı ile sonuçlanıyor.

 

 

Prof Dr Selva Demiralp’in BBC Türkçe’de yayınlanan “Türkiye’nin dünyanın geri kalanından değişik faiz tercihi ne sonuç verecek?” incelemesinden alıntıdır

 

ANALİZ: Erdoğan seçim kazanırsa ne olacak?

 

Recep Erçin:    Bankalardan dişine nazaran güvence

 

Doç.Dr. Evren Bolgün: Tasarruflarımızda Risk-Getiri Dengesini Sağlam Oluşturmak Gerekiyor

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen 🙂

Yorum yapın